Ayasofya Cami Kronolojisi


Bir mabed 1500 sene nasıl ayakta durur, nasıl yaşar? İnsanlarının, yaşamlarının, kültürlerinin değiştiği bir kentte, bir bina nasıl olur da 1500 sene yaşlanabilir ve hâlâ ayakta kalabilir? Tabii ki, sayısız tamir ve sorumluluk örnekleriyle... Ayasofya'nın son restorasyonunun sorumluluğu tecrübeli NET YAPI tarafından üstlenildi. Bu çok önemli olayı duyurmak üzere sunduğumuz yazının hazırlık süresinde bize araştırma olanaklarını sağlayan Ayasofya Müzesi Müdürü Erdem Yücel'e, Net Yapı Genel Müdürü Mimar Haluk Elver'e, Ayasofya Şantiyesi'nin Şefi ve Net Yapı Genel Müdür Yardımcısı Mimar Haluk Alparslan'a ve Ayasofya'yı fotoğraflarıyla yorumlayan Mimar Yılmaz Zenger'e teşekkür ederiz.

Kilise olarak yaklaşık 1000 yıl, cami olarak da 500 yıl ve 1935'den beri de müze işlevini sürdürmekte olan Ayasofya'nın bir anlamda her döneminde üzerine titrenmiş. Yapı çok özel dönemler dışında hiçbir zaman ilgi odaklığını kaybetmemiş. Ayasofya bu yaşlılığıyla, geçirdiği zamanı içinde o kadar çok bakım ve ihtimam görmüş ki mimarlık tarihinin en önemli eserlerinden biri olmakla kalmayıp, en çok mimarlı yapısı da olmuş.

Kent Doğu Roma İmparatorluğu'nun merkezi olduktan sonra, bina ilk kez 360 yılında Constantius II tarafından yaptırılmış. İlk adı Megali Eklesia (Büyük kilise) olan yapı, V. yüzyıldan sonra Hagia Sophia (kutsal bilgelik) adını aldı. 404 yılındaki halk ayaklanmasında yakılan bu yapı, ikinci kez 415 yılında Theodosius tarafıdnan Mimar Rufinos'a yeniden yaptırıldı. Duvarları taş, çatısı ahşap olan bu yapıya ait kalıntılar 1936'da Prof. A.M. Schneider tarafından yapılan kazılarda ortaya çıkarıldı. Bu buluntuları bugün bahçede görmek mümkün.

11 - 18 Ocak 532'de Justinianos I'i neredeyse tahtından devirecek olan büyük ayaklanmadaki adını isyancıların attıkları Nika! (Zafer!) narasından aldı. Ayasofya ikinci kez yakıldı. Bunun üzerine Justinianos I'in isteğiyle, bugüne ulaşan kilisenin yapımı kararlaştırıldı.


BEŞ SENEDE DÜNYA HARİKASI

Yapım işi 532 yılında Tralles'li (Aydın) matematikçi Anthemios ile Miletos'lu Mimar İsidoros'a verildi. Beş sene içinde yapılan bu yapı, 27 Aralık 537'de açıldı. Geçirmiş olduğu iki büyük yangından sonra, bugüne ulaşan yapıda yangına karşı tehlikeyi en aza indirmek üzere ahşap olabildiğince az kullanılmış. Yapının ana taşıyıcı duvarları, kubbe kemerler tuğladan, ayaklar ve hatıllar kesme taştan. Yapıda çeşitli antik kentlerden getirilen taşların yanı sıra Marmara Adası'ndan Afrika'ya kadar geniş bir yelpaze içinde birçok farklı mermer ve taş kullanılmış.

Çok basık olan kubbe 557 yılındaki depremde kubbenin tamamı yıkılınca, 562 yılında Miletos'lu İsidoros'un yeğeni Genç İsidoros kubbeyi onarırken, basıklığından doğan sakıncaları önlemek üzere 6,25 metre yüksek tuttu. Kubbenin çapı kuzey - güney doğrultusunda 32,87 metre, doğu - batı doğrultusunda 30,86 metre olan kubbenin yerden yüksekliği 55,6 metredir. Yapı 72 metre genişlikte ve 95 metre uzunlukta olup ana bina 6840 metrekarelik bir alana oturuyor. Kubbe, bingillerle dört kemere, kemerler de dört büyük ayağa oturuyor. Ayaklar orta ve yan sahınları ayıran sütunlar arasına yerleştirilmiş. Doğuda ve batıda da iki yarım kubbe ana kubbeyi taşıyor. Güney ve kuzeyde ise iki sıra pencereli duvarlar aynı görevi yapıyorlar. Bu düzenin yarattığı dengesizlik daha sonra dışarıdan kuzey ve güneye eklenen büyük payandalarla giderilmeye çalışılmış, bu da yapının kütlesel bir görünüm almasına neden olmuş.

İmparator Basileios I zamanında (867 - 886) Ayasofya yeniden onarılmış, kubbedeki çatlaklar kapatılmış. Bunun ardından 986 depremi kubbeyi bir kez daha yıkarak duvarları çatlatmış. İmparator Basileios II (976 - 1025) Tirinidat isimli bir mimara onarımı vermiş ve bu çalışmalar da altı yılda tamamlanmış.

Antik kaynakların övgüyle söz ettiği ilk mozaikler, ikonaklast döneminde tahrip edilmiş ve IX- XI. yüzyıllara tarihlenen mozaikler bugün Bizans portre sanatının en önemli örneklerinden sayılır.

Latin istilası sırasında İstanbul'un öteki yapılarıyla birlikte Ayasofya'da yağmalanarak hasara uğramış. İstanbul'u Haçlılar'dan geri alan Paleologoslar (1282 - 1328) kubbenin kuzey ve güney duvarlarına binen ağırlıkları karşılamak amacıyla 1317'de yeniden payanda duvarları yaptırmış, ancak bunlar bazı çöküntüleri önleyememiş.


MİNARELİ AYASOFYA

Haçlı ordularınca yağmalanan ve bakımsız kalan Ayasofya, Osmanlılar'ın İstanbul'u almalarından sonra onarılarak camiye çevirildi. Batıdaki kubbeciklerden birinin yerine ahşap bir minare, daha sonra da Fatih zamanında güneybatıdaki tuğla minare eklendi. Beyazıt II döneminde kuzeydoğudaki ince minare yapıldı. 1506'da Bizans mozaikleri sıvayla kapatıldı.

Sultan Selim II'nin (1566 - 1574) hükümdarlığının son yıllarında Ayasofya'nın duvarları dışa doğru açılmaya başlamış ve yapı, bütünüyle yıkılma tehlikesiyle karşılaşmış. Tarihçi Selanikli Mustafa Efendi, yapının bir buçuk zira (75 - 90 santim) yana meylettiğini kaydediyor. Bunun üzerine padişah, yanına devlet büyüklerini, Mimar Sinan başta olmak üzere hassa mimarlarını alarak Ayasofya'ya gelmiş, durumu yerinde görerek gerekli önlemleri aldırmış.

Öte yandan Peçevi İbrahim Efendi de Sultan II Selim'in kubbeyi sağlamlaştırdığını, bazı koruyucu payeler ile iki minare yapılmasını emrettiğini belirtmiş. Sultan II Selim'in emriyle Mimar Sinan, yapıya bitişik evleri kaldırtmış, caminin iki yanında otuz beşer arşınlık (24 metre) boşluk bırakarak yollar açmış, tahta minareyi yıkmış kuzeybatı ile güney batıya aynı zamanda payanda görevini üstlenecek iki minareyi eklemiş. Ayrıca Ayasofya'nın kuzeyine yıkılan evlerden kalan yerlere yine dayanak olmak üzere iki payanda yaptırmış. Sultan II. Selim'in Mimar Sinan'a başlattığı bu onarım oldukça uzun sürmüş, çalışmalar Sultan II. Murat'ın (1574 - 1595) saltanatının ilk yıllarında tamamlanmış.


TAMİR-İ AYASOFYA MADALYASI

Ayasofya'nın Osmanlı döneminde geçirdiği en önemli onarım, Abdülmecid'in isteğiyle gerçekleştirilmiş. Şeyhülislam Mekkizade Mustafa Asım Efendi'nin varis bırakmadan ölmesi üzerine (1846) hazineye geçen servetiyle Ayasofya'nın onarılması kararlaştırılmış.

Mekkizade Mustafa Asım Efendi'nin 40 bin keseye yaklaşan serveti, vasiyeti üzerine bu yönde karar verilmiş. Rusya'da Petersburg'da mimar olarak ün yapan ve Çar Nikolay I tarafından İstanbul'a Rus elçiliğinin binasının yapımıyla görevlendirilerek yollanan Fossati kardeşlerin gerçekleştirdiği bu çalışma Abdülmecit'i çok etkilemiş, ve bunun üzerine de Ayasofya'daki onarım işleri için İsviçre asıllı İtalyan Mimar Gaspare Fossati ile kardeşşi Guiseppe Fossati görevlendirilmiş (1847 - 1849.)

Bu onarımda kubbe, mihrap, minber, mahfiller onarılmış ve mozaikler temizlenmiş. Tabii ki bu onarım için Mekkizade Mustafa Asım Efendi'nin 40 bin keselik serveti yetmemiş, onarım bağışlarla desteklenmiş. 1848 yılında da altın, gümüş ve bakırdan bu onarıma katkıda bulunanlara verilmek üzere Tamir-i Ayasofya madalyası bastırılmış.

G.I. Fossati'nin çalışmaları 1849 yılına kadar sürmüş, yapının iç ve dış sıvaları değiştirilmiş, mozaikleri meydana çıkarılarak temizlenmiş, sonra da üzerleri yeniden ince bir sıva ile örtülmüş. Kubbeyi dıştan destekleyen kemerler de bu dönemde yapılmış. Ayrıca çift demir çemberlerle kubbe takviye edilmiş, üst galeride dik durumlarını yitirmiş on üç sütun düzeltilmiş ve bazı kapılar yenilenmiş. Bugün bu onarımlardan yapıda bir çok iz görebiliriz.


AYASOFYA CAMİSİ TEHLİKEDE

The Times gazetesindeki "Ayasofya Camisi Tehlikede" başlıklı yazı İstanbul gazetelerinde de yayımlanınca Osmanlı hükümeti harekete geçmiş. Osmanlı hükümeti Avrupa'nın belli başlı mimarlarına başvurmuş. Bu mimarlar arasında Venedik'te San Marco'yu onaran İtalyan Mimar Marançoni, 1905 - 1907 yıllarında Ayasofya'nın detaylı rölövelerini çizen H. Prost, İsviçre'de bazı tarihi kiliseleri onaran E.J. Proupper bulunuyordu. Teklifleri arasında Maranconi'nin yapmış olduğu tercih eilerek İstanbul'a davet edilmiş. Evkaf Heyeti Fenniye Reisi Mimar Kemaleddin Bey bu mimarlarla ayrı ayrı görüşmüşse de onarım konusunda birbirinden değişik fikirlerle karşılaşılmış. Büyük bir olasılıkla Ayasofya'nın Maranconi ile H. Prost tarafından onarılmasına karar verilmiş ancak I. Dünya Savaşı çalışmaları engellemiş.

Ayasofya'nın onarımıyla ilgili çalışmalar, Cumhuriyet sonrasında da sürdü. 1926'da toplanan uzmanlar kurulunun saptamalarına göre bazı onarımlar yapılmış, daha sonra Amerikan Bizans Enstitüsü adına Thomas Whittemore, Bizans mozaiklerinin temizlenmesi ve yapının onarımı çalışmalarını üstlendi (1931 - 1938) Bu arada Atatürk'ün isteğiyle Bakanlar Kurulu, yapının müze olarak değerlendirilmesini kararlaştırdı. (1934.) 1935 yılında Ayasofya müze olarak ziyarete açıldı.


AYASOFYA'DA CUMHURİYET DÖNEMİ ONARIM ÇALIŞMALARI

Ayasofya'nın dış cephesinin rengi zaman zaman tartışmalara konu olmuştur. Sultan Abdülmecit döneminde G. T. Fossati dış cepheyi boydan boya sarı - kırmızı şeritler halinde boyamış, Cumhuriyet döneminde soluk sarı, 1982 - 1988 onarımlarında da gülkurusu renginde boyanmış.
Ayasofya'nın tuğladan olup, üzerlerinin mermer plaklarla kaplı olduğu, kalan parçalardan anlaşılıyordu. Ayasofya'nın 1982 - 1988 yılı onarımlarında sıva yerine mermer kaplama düşünülmüş ve doğu yönüne konulan iki mermer plak farklı olduklarından, çirkin bir görünüm vermiş ve bundan vazgeçilmiş. Bununla beraber dış duvarların sıva ile korunmasının daha doğru olacağı kararlaştırılmış.


1992 ONARIMLARI

Ayasofya onarımları, yıllara yayılarak sürekliliği devam eden bir çalışma. 1992 Kasım ayında başlayarak 93 - 94 yıllarında devam eden günümüzdeki restorasyon süresinde, Ayasofya ve bağlı binalarda çeşitli restorasyon çalışmaları gerçekleştirilmiş. Yine bu dönemde Ayasofya ile ilgili bilimsel ve teknik çalışmalar yoğunluk ve hız kazanmış.

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi, Princeton Üniversitesi'nin işbirliğiyle Ayasofya'nın olası bir deprem karşısındaki durumu da ayrı bir inceleme. Princeton Üniversitesi matematiksel bilgisayarlı modellerle Ayasofya'nın yapım sürecini, onarım sonrası ağırlığının dağılımını hesaplamakta. Yapının geleceğine yönelik sonuçları ortaya koyan bu projeyi ABD - NSF kuruluşu ile Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü birlikte finanse etmekte. Japon Kültür Bakanlığı, Japon Tsakuba Üniversitesi ile İstanbul Teknik Üniversitesi yardımcı olmuşlar. Ayrıca onarımda görüş ve önerilerde bulunmak üzere bilimsel bir kurula gereksinim duyulmuş.


BAŞLICA RESTORASYON ÇALIŞMALARI

Kubbe mozaiklerinin tamir edilmesine başlanmış. Bunun için Türkiye'deki yüksek iç hacim çelik iskelesi kurulmuş, mozaik tamirleri Türk ve uluslararsı uzmanlar tarafından yapılmakta. 1992 yılında Ayasofya'nın içine kurulacak iskele için ihale açılmış. Restorasyon işlerini ve bu iskelenin yapımını deneyimli ekip Net Yapı üstlenmiş. Sallantısı olmayan, sabit ve yapının duvarlarına temas etmeyecek bir iskele için ilk çalışmalara başlanmış. Bu iskele uzun süren bir araştırma dönemi için gerekli. Yapının strüktürüyle üzerindeki mozaikler farklı esnekliklere sahipler ve mozaiklerde zaman içinde çatlamalar ve dökülmeler gözlemlenmişti. Dolayısıyla bu sorunun nedenleri tesbit edilip bir çözüm bulunması gerekiyordu.


BİR İSKELE GEREK

Yapılan iskele hazır olarak bulunabilecek bir iskele değil. İşe önce projenin üretilmesiyle başlanmış. Boğaziçi Üniversitesi tarafından statik hesaplar yapılmış ve üretilecek borulardaki et kalınlıkları hesaplanmış. Bu hesaplara göre Borusan'a özel boru siparişleri verilmiş. Çözümsan'da çekme noktaları hesapları yapılarak iskelenin parçaları üretilmiş. İskele ağır olacağından ve bu ağırlığın homojen olarak zemine dağıtılması gerekliliğinden, bu iş için Makina Kimya Endüstrisi kontrplak fabrikasına özel kontrplak siparişleri verilmiş. Ayasofya zemini üzerine ince kum yayılmış. Üzerine de üretilen kontrplaklar döşenerek birbirine bağlanmışlar ve ancak bunun üzerine iskelenin montaj işlemleri başlamış. Bugün Ayasofya'nın içinde gördüğümüz bu iskele büyük kubbenin tam dörtte birini kaplıyor. İskele 55 metre yüksekliğinde ve yaklaşık 178 bin parçadan oluşuyor.

Genel elektrik sisteminin yenilenmesi ve aydınlatma da onarım projesinin içinde yer alan konulardan birisi. Bina dışındaki salkım saçak kablo yığınları en aza indirgenmiş, yeni hatlar kablo kanallarından çekilerek tablolara dağıtılmış. Kapsamlı bir iç aydınlatma projesi Total Aydınlatma ekibince yapılmış, yumuşak ışık veren özel aydınlatma elemanları, imparator taç giyme mahalli, bergama küpleri, terleyen sütun ve diğer önemli unsurlar aydınlatılmış. Binanın dış cephelerinde değişik zamanlarda yapılmış sıvalar bulunmakta. Bunların bir kısmı çok yeni ve çimento ile yapılmış. Bu sıvalar, içerdikleri kimyasal tuzları iç rutubet ve yağmur vasıtasıyla sürekli kusmakta ve yapılan dış cephe boyaları bu maddelerle sürekli bir şekilde kirletilmekte. Bina boya tutmamakta, çok çirkin bir manzara meydana gelmekte. Ayrıca sıvalar, duvarlarda mevcut bulunan ve onarılması gerekli olan pek çok arızaları kapatmış. Duvarlarda mevcut bulunan derin çatlakların önce fiber optik araçlarla incelenmesi, daha sonra bu tür duvar boşluklarının doldurulması gerekmekte.

Duvarların hemen hemen tamamında yüzey arızaları bulunmakta. Derz tamiratları ile bunlar giderilmekte. İlk devir Bizans yapılarında duvarlar 5 santim kalınlık 37 - 38 santim ölçüsünde kara tuğlalar arasında 5 santim derz oluşturacak şekilde Horasan harcı ile örülmüşler. Horasan harcı, değişik granülometride tuğla tozu ve tuğla kırığı, kireç ve bir miktar elenmiş dere kumu kullanılarak yapılırdı. Bu harca yumurta akı katıldığı da rivayet edilmekte. Duvarlarda mevcut harçlardan numuneler alınmakta, bu harçlar laboratuvar analizlerine tabi tutulmakta ve derz tamiratlarında kullanılan yeni harçlar, bu analizler sonucu bildirilen formüllere göre hazırlanmakta.

Eskiden kargir yapılarda kil ve kıtık karıştırılarak hazırlanan yumuşak bir sıva ile tesviye edilmiş kubbe yüzeyleri kurşun levhalar ile kaplanırdı. Yaklaşık olarak 50 yıldır yenilenmemiş, sadece kısım kısım onarılmış olan son derece harap durumdaki kubbe kurşun kaplamaları tümüyle yenilenmekte. Kaplamada kalın 3 milimetre kurşun levhalar kullanılmakta. Bu çalışmalar sırasında, açılan yerlerin yağmur yağdığında etkilenmemesi amacıyla gerektiğinde, kubbe branda örtülmekte.

Bunların yanı sıra, Ayasofya binalar grubunda bulunan II Selim türbesi, I. Mahmut Kütüphanesi, Muvakkithane, Sıbyan mektebi, III Mehmet türbesi çatı örtü kaplamaları, alem tamiratları ve altın varak işleri, kasnak pencereleri yenilenmesi, mermer tümleme ve sağlamlaştırma çalışmaları gerçekleştirilmiş.

1500 yıl yaşayan bir bina doğal olarak yaşlanıyor... Ayasofya'nın karmaşası hep bütünlüğüne hizmet ediyor. İşte bu birlikteliği anlatan iyi bir detay.

İşte sanat tarihinin ayakta duran tek muazzam kulesi... Kubbeyi kube yapan bu gördüğümüz kubbeydi. daha doğrusu, kubbeyi bunca mekansal, bunca hacimsel olarak kullanan kubbe buydu. Büyüklüğünden ziyade, önemli olan nisbet arayışı.

Bugün İstanbul'a sadece Ayasofya'yı ziyaret için onbinlerce turist gelmekte.
Ne kadar kilise, ne kadar cami ve ne kadar müze?...



TARİH-İ TAMİR-İ AYASOFYA
360 Constantinius II tarafından yaptırıldı. İlk adı Megali Eklesia (büyük kilise) V. yüzyıldan sonra Hagia Sophia (kutsal bilgelik) adını aldı
404 Halk ayaklanmasında yakıldı
415 İkinci kez Theodosius tarafından Mimar Rufinos'a yeniden yaptırıldı
532 Nika ayaklanmasında Ayasofya ikinci kez yakıldı
532 İustinianos I, binanın yapımı Tralles'li matematikçi Anthemios ile Miletos'lu Mimar İsidaros'a verildi
537 27 Aralık 537'de açıldı
557 Depremde kubbenin tamamı yıkıldı
562 Miletos'lu İsidoros'un yeğeni Genç İsidoros kubbeyi onardı
880 Basileios I zamanında Ayasofya yeniden onarıma alındı
986 Depremi kubbeyi bir kez daha yıktı ve duvarlar çatladı
1000 Basileios II Tirindat isimli bir mimara onarımı verdi
1000-1200 İkonaklast dönemde tahrip edilmiş ve IX. yüzyıldan başlayarak Ayasofya yeni mozaiklerle bezendi
1260 Mikhail VIII Mimar Ruçhas'ı Ayasofya'nın onarımıyla görevlendirdi
1317 Andrınikos II kubbenin kuzey ve güney duvarlarına binen ağırlıkları karşılamak amacıyla yeniden payanda duvarları yaptırdı
1453 Osmanlılar'ın İstanbul'u almalarından sonra onarılarak camiye çevrildi, ahşap bir minare güneybatıdaki tuğla minare eklendi
1506 Bizans mozaikleri sıvayla kapatıldı
1560 II Selim'in emriyle Mimar Sinan aynı zamanda payanda görevini üstlenecek iki minareyi ekledi ve çevresini boşalttı
1846 Abdülmecit Gaspare Fossati ile kardeşi Guiseppe Fossati'yi onarımlarla görevlendirdi
1935 Ayasofya müze olarak ziyarete açıldı
1982-1988 Restorasyon çalışmaları, duvarların sıvayla korunması, gülkurusu rengine boyanması
1992 Kasım ayında başlayarak günümüzde de devam eden restorasyon süreci

>