Fahri Güven,
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
, Milli Gazete
Fener Rum Patrikhanesinin Türk hükümetinden Ayasofya’nın kiliseye tahvilini talep etmesinden sonra, Fener Patriğinin talep ve tekliflerine tercüman olan Yunanistan’ın başkenti olan Atina’da yayınlanan Akrupolos gazetesi beş sütunluk bir başmakalede Patrikhanenin talepleri desteklenerek şu görüşler serdedilir:
“… Samimiyete aykırı menfi bir düşünce ile hareket etseydik, Ayasofya’nın iadesi hakkındaki talebimizi desteklemek için tarihi, dini ve hukuki sebepler ileri sürebilirdik. Fakat bu sebepleri unutuyoruz, reddediyoruz. İnkılâbcının yüksek ve çok önemli jestini hatırlıyoruz ve dostluğumuzun esaslaştırılmasını istiyoruz. Ayasofya’nın Elen/Yunan Kilisesine iadesi, vuku bulan büyük inkılâbın en parlak tezahürü olacaktır.
“Yunanistan’ın artık doğuda iddiaları yoktur… Doğuda şimdi iyi komşularımız ve kıymetli dostlarımız vardır. Binaenaleyh, Ayasofya’nın iadesi her Yunanlı tarafından bir tezadlar ve husumet devrinin tabii sonu, dostluk ve kardeşlik devrinin teselli veren doğuşu addedilecektir.
“Yunan nesilleri, halk şarkısının “Büyük Manastır” ve “Kostantin Paparigopulos”un “Hıristiyanlık dininin Partenonu” diye tavsif ettiği Ayasofya’nın “yılların ve devirlerin geçişi ile yine bizim olacağı hülyasıyla beslenmişlerdir. O zamanlar hülyalar başka, emeller başka, zihniyet savaşçı idi. Şimdi ise dostlar gibi konuşuyor ve dostluğumuzu sağlamlaştırmak için en iyi çareyi arıyoruz. Kraliçemiz bu tarihi ve pek şanlı kiliseyi (Ayasofya’yı) müze olarak ziyarette tereddüt etmemiştir. Acaba krallarımız onu Ortodoksluğun mabedi olarak ziyaret etseler ne olacaktı? Resmi Türk ricali Patrikhanemizi ziyaret etmemişler midir? Bu hadise dostluğun en yüksek tezahürü olarak selamlanmıştır.
“Son bir tavzihte daha bulunalım. Dostlarımızı Ayasofya’yı bize iade etmeğe davet ederken millî bir talep veya iddia ileri sürmüyoruz. Hayır… Dostluğumuzun en yüksek tezahürünü bahşetmelerini ve Atatürk’ün eserini tamamlamalarını istiyoruz. Ayasofya’ya Hıristiyan ve Yunanlı sıfatıyla tekrar girdiğimiz zaman, bizi nur-u hidayete eriştirdiği ve iki milleti sulh ve muhabbet yoluna sevk ettiği için “Allâh’ın hikmetine” dua edeceğiz. Hazreti Meryem’e, an’anelerin mahzun annesine okunacak ilâhiler altında efsaneler sönecektir….”
Yunan gazetesi Akrupolos’un bu yazısını aktaran Sebilürreşad’ın editörü gazetenin bu görüşlerini şöyle analiz eder: “Kara küfür taassubunun bu zünnarlı ve silindir şapkalı ültimatomu karşısında biz hiçbir heyecana kapılmayarak şimdilik, bu cüret ve küstahlığın nereden geldiğini, ne gibi tarihi, siyasi ve içtimai menşelere dayandığını tetkik etmek ve bundan büyük bir ibret almak, akıllanmak ve uyanmak gerektiğinin daha münasip olacağı kanaatindeyiz.
“Millî ve dini varlığımız dışardan ve içeriden, bilhassa içeriden bu derece sistemli bir şekilde bombardıman edildikten, dini ve milli hüviyet kalemizde derin delikler ve gedikler açıldıktan sonra kara küfür ordusunun hücuma geçmesini tabii görmek icap etmez mi? Hiç heyecana kapılmayarak bu kara küfür ültimatomunun habis ruhunu tetkik etmeye girişir ve makalesini şöyle bitirir:
“İşte sahipsiz kalan Ayasofya mabedine Hıristiyanlık böyle sahip çıkıyor ve Halk Partisi’nin inkılâbının tamamlanması için Ortodoks Kilisesine verilmesini istiyor. Acaba Ayasofya’nın birinci merhalede müze, ikinci merhalede kilise olması hakkında Bulgaristan’da toplanan “Bizans Eserlerini İhya kongresi”nde Türk milletvekili bir taahhüdde mi bulunmuştu? Halk Partisini –geçmişte- böyle bir taahhüdde bulunup bulunmadığını yukarıda söylediğimiz (Dünkü yazımızın dipnotlarına bakınız. F.G.) Erkân-ı Harbiye arşivlerindeki raporlar gösterecektir. Bu raporların neşri, tarihi bir hakikatin tezahürü için, pek isabetli bir iş olacak ve Halk Partisi’nin Türk milletini Hıristiyanlaştırmak hususunda ne gibi teşebbüslerde bulunduğu da meydana çıkmış olacaktır*”.
***
Bu nokta da Ayasofya’yla ilgili olarak Sebilürreşad editörünün Mayıs 1951’de (V/103, s. 34–36.) yazdığı bir makalenin sonuna düştüğü şu not oldukça ilginçtir: Bulgaristan’da toplanan Bizans eserlerinin ihya kongresinde neler konuşulduğu, nelere karar verildiği, buradan kimin emri ile hangi milletvekilinin murahhas olarak gittiği hakkında müteveffa Bulgaristanlı Avukat Halil Bey’in verdiği raporlar Ankara Erkan-ı Harbiye arşivinde mahfuzdur. Yunan sefirine Ayasofya’nın müze yapıldığını söyledikleri zaman “Nasıl olur?” demiş, inanmamış, sevincinden çılgına dönmüş”.
***
Sebilürreşad’ın editörü Eşref Edip, Tevfik Rüştü’nün elinde bir liste olduğundan bahsettiği halde aradan geçen süre de bu liste açıklanmamıştır. Dahası yine editörün konuyla ilgili şu ifadeleri dikkat çekicidir: Kazım Kara Bekir Paşa’nın hatıratı neşredilmeden evvel Tevfik Rüştü isterse ve işine gelirse bu büyük tarihi sırrı ifşa edebilir”.
***
Geçmişteki bu gelişmeleri konu edindikten sonra günümüze gelirsek, bugün de ciddi bir takım rivayetler dolaşmakta, Türk milletinin 2010 yılında % 5’inin, 2020 yılında % 10’unun Hıristiyanlaşması noktasında çalışmalar olduğu belirtilmektedir. Papa XVI. Benedikt’in gelmesinden sonraki gelişmeler doğru okunduğunda rivayetler daha bir ciddiyet kesbetmektedir. Fener Rum Patrikhanesinin ekümeniklik iddiası, XVI. Benedikt’in bunu tescil etmesi, AB’nin Bartholomeos’u ekümenik olarak davet etmesi, yeni hazırlanan vakıflar yasası, Kıbrıs’la ilgili gelişmeler vesaire…
AB sürecinde AB ülkelerinin Türkiye’ye takındığı tavır müstemlekeci bir bakıştır. Nitekim onca tavize karşı üyelik sürecini askıya alma girişimi bunun en bariz örneğidir. AB’ye ve Tüm dünyaya Türk hükümetinin onurlu bir duruş, onurlu bir tavır gösterme zamanı gelmiştir. Hükümetin dünyaya ve özellikle de Batıya karşı vereceği en güzel cevap, “AYASOFYA MİNARELERİNDE EZAN SESLERİNİN AFAKA YÜKSELTİLMESİDİR”.
Şayet Türk hükümeti böyle bir dirayet gösterirse;
– Batının Türkiye üzerindeki sinsi emellerine set çekilecektir…
– Tarihi hata böylelikle sona erip, hayra dönüşecektir.
– Fatih Sultan Mehmed Hazretlerinin bedduası sona erecektir.
– Türk halkı tek-parti döneminin kaosundan kurtulacaktır.
– Türk halkı özgüven tazeleyecektir.
– Türkiye dünya ölçeğinde onurlu bir konuma yükselecektir.
– Patrikhanenin suiniyetleri yerle yeksan olacaktır.
– Devlet millet bütünleşmesi gerçekleşecektir.
– Türkiye’yi bir ağ gibi saran misyoner şebekelerin nihai emelleri son bulacaktır. Diyalog yaftacılarının umutları hüsranla neticelenecektir.
Kısacası Ayasofya’nın asli konumuna kavuşması Müslüman Türk Milleti için yeni bir başlangıç olacaktır…
* Sebilürreşad, VI/130, (Temmuz 1952), s.72–74.


