Adamlar sanki kendilerine ait bitli yorganlarını satıyorlar. Milletin acem halısı olan TÜPRAŞ’ı, atadan kalma değerli zeberced yüzük Galataport’u kimselere sormadan satıyorlar. Babalarının çiftliği gibi.
İstanbul’u Beyrut’a çevirmeye uğraşıyorlar. Dubai’nin olur da, bizim yedi yıldızlı otelsiz kalamayacağımız kusurunun kaldırılması çalışmaları son sürat gidiyor. Kültür Bakanı’ndan öğreniyoruz ki Ayasofya ve Topkapı Sarayı da satılıklar arasında; sırada yerini almış. Kızkulesi’ni özelleştirip, lüks restoranların işletmesine açan zihniyet, orada dillere destan, dansözlü düğünler yaparak, Avrupa ve Arap sosyetesinin paralarını paratoner gibi çektiğini görünce, esir pazarına yaşlı Ayasofya’yı ve genç Topkapı’yı da sürmekten çekinmiyor. Kültürsüzlük adına kimbilir hangi aşağılık hayaller kuruluyor ki; saray kompleksindeki Bağdat ve Revan köşkünde oynatılacak rakkaselerin getirisi hesaplanabiliyor.
Osmanlı İmparatorluğu’nun simgesi olan Marmara, Boğaziçi ve Haliç’in buluştukları platodaki Topkapı Sarayı için düşünülebilecek en büyük ihanet özelleştirme projesidir. İstanbul’un fethi ile temelleri atılmaya başlanan, zamanla gelişen saray sadece mimari olarak değil, toplumun tarihi, sosyolojik ve kültürel bir hazinesidir.Sultanların yaşamını barındıran mekân tasarımı açısından, gelecek kuşaklara bırakacağımız çok değerli bir kaynaktır.Bir Ortaçağ şatosu gibi dağdağalı değil; basit, sade bir yaşamsal düzene göre kurulmuştur. Yangın ve depremlerin yanısıra dünyanın faniliği temeline dayanan dinî görüş gereği, küçük pavyonlardan, köşklerden oluşmuştur. Fransa’nın “Versay” ya da “Louvre”ü yahut şarkın Elhamra, Meşatta, Kasr el-Hayr gibi sarayları ile dünyevî bir gururlanma yoktur Topkapı Sarayı’nda. Ya da Osmanlı’nın son devirlerinde, batıdakilerin taklidi olarak yapılan Dolmabahçe, Beylerbeyi, Küçüksu Kasrı’nın mağrur halleri de yoktur üzerinde.
Ne çare ki, Çırağan Sarayı gibi düğünlerin davetlerin emrine verilen, ulusal değerlerimizden Beylerbeyi Sarayı’nda balolar düzenlenmekte, Küçüksu’da eğlenceler. Dolmabahçe’yi de Atatürk’ün orada ölmesi kurtarmakta; eğlencelerden. Topkapı Sarayı, Türkiye ekonomisine kısır koyun gibi bakamazdı, çalıştırılacaktı. Şimdi dehşetle izlemekteyiz. Acaba “Fatih Köşkü”nün başına neler gelecek? “Hırka-i Saadet”in milletin gönlünde iz bırakan manevî hatıraları nasıl sökülüp atılacak?“Kubbealtı” dairelerinde hangi egzotik eğlenceler yapılacak? Bâb-ı Hümayun tarihi süreçte hiç duymadığı yüz kızartıcı olaylar yaşayacak.
Sepetçiler Kasrı’nın başına gelen dram, demek Topkapı Sarayı’nın da başına örülmek istenmekte. Sahildeki iri bir inci tanesi gibi şavkı ile İstanbul’u aydınlatan, soylu bir İstanbullu olan Sepetçiler Kasrı nasıl özelleştirilip, restoranların soğan ve yağ kokulu lahmacunlarının dehşet verici alçaltıcılığına teslim edildiyse... Topkapı Sarayı için de hazin senaryolar yazılmakta şimdi. Tıpkı sarayın bahçesi olan Gülhane’nin başına gelen felâket, Topkapı’yı da beklemekte. Bir ağaç kolleksiyonu olan Gülhane’ye yerleştirilen Hayvanat Bahçesi ile, etraf nasıl bataklık kokularından geçilmediyse. Yıllar sonra sözde düzenlemelerle, açılan satış birimleri, incik-boncuk tezgâhları ile işlevinden uzaklaştırılan sarayın bahçesinin başına gelenler, şimdi asıl mekânı da beklemekte. Kimbilir, Sur-Sultani’de kaç tane kebap dükkanı açılır? Alay Köşkü’nde turistler hangi rezilliklerle ağırlanır? Yalı Köşkü’nden, “Koltuk Kapısı”ndan ne kârlı seferler başlatılır. Gotlar sütununa selâm veren sevgili turistlerimiz nereden bilebilirler şimdi olmayan “şevkiye köşkü” nü ve güzeller güzeli özel bahçesini bizim kültür adamlarımız biliyorlar mı ki, onlara da çiğnedikleri toprakların hesabını sorabilelim.
Mutlaka sayın kültürcülerimiz; “Beşinci yer” denilen “Harem terası” ile daha fazla ilgileneceklerdir. Ayasofya ve Aya İrini’nin varlığını rahatsız etmemek için saray girişini doğuya çeken zihniyet yoktur artık. Ki Bâb-ı Hümayun arkasında, Aya İrini Kilisesi’nin durduğu meydana halk rahatlıkla girebiliyordu. Halkın aklından bile geçmezdi ki, sultanın kabul salonu Arzodası, birgün ayak takımının kumar odası olsun. Yani açıkçası, kemerler, eyvanlar, kubbeler Topkapı’da şimdi çok tedirgin. Tarihin yeni ve çirkin entrikalarına karşı olabildiğince hazırlıksız ve savunmasızlar. Ne silâhlarını duvarlara asmış yeniçeriler koruyacak sarayı. Ne de olmaz, satamazsınız diyen ulema, ortada.
Orta kapı da atlarından inmek zorunda bulunan ziyaretçilerin, hizmetlilerin, atlarının, seyislerinin, saray görevlilerinin, halkın doldurduğu neşeli ve saygın meydan; kimbilir hangi karanlık emellerin hazırlayacağı girdaplara hiç hazır değil. Revakları arkadaş bilmiş ne zülüflü baltacılar ortalıkta, ne kasr-ı Adl’de konuşulan ehemmiyetli konular. Avluda mutfakların su aldığı, hayvanların su içtiği çeşmeler bile lâl. Beş yıldızlı saray otelinde geceleyeceklerin getireceği bin dolarlar çok daha önemli şimdi, Devlet-i Ali için. Yakın geçmişimizde, sanat eserlerimizi yıkıp ortadan kaldıran zihniyete yakın yeni jenerasyon; özelleştirme kararları ile tekrar “yıkım” emri veriyor. Bu yıkım da önceki gibi acı. Zira tarihi, mimariyi, sosyal yaşamı, kültürü yeniden yıkım bunun adı.