İsmail Yağcı
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
, 27 Mayıs 1999 Perşembe, Türkiye Gazetesi
Kültür değerlerimiz hususunda hassasiyetini, bu sütunlarda zaman zaman yazdığım İstemihan Talay Bey, 22 Mayıs 1999 günü basın mensuplarını Ayasofya Camii’nde topladı. Maksat, son günlerde Ayasofya’nın kubbesinin çökme tehlikesi ile karşı karşıya olduğu iddialarına, inandırıcı cevaplar vermek ve kamuoyunu teskin idi. Faydalı da oldu.
Ancak, bu toplantı hemencecik, WORD MONUMENTS FUND, American EXPRESS’in yüz bin dolarlık yardım çekinin, milletimize ilanına dönüşmüştür. Fatih Sultan Mehmet Han’ın Türk milletine vakfı ve 546 yıldır Türk olan bu caminin onarımını, biz torunları yaptıramıyorsak yazıklar olsun!..
Senelerdir yurt dışına kaçırılan eserlere verdiğimiz paralar milyonlarca doları bulmuşken, Avrupa ve Amerika’nın ülkemizden aşırdığı tarih hazinelerini, teker teker paramızla getirirken, Amerikalı Ayasofya’ya yüzbin dolar hibe ediyor. Hayret. Bu işte bir bit yeniği vardır.
Ülkemizin geri kalmasının sebeplerinin başında, Batının sömürüsü yatıyor. Onlar böyle yardım şovları yapacaklarına, yürüttüklerini namusları ile iade etsinler. Bu yardım beni üzdü. Kabul edilmesi ise iki kere üzdü. Milli onurumuzla oynamaya kimsenin hakkı yoktur. Gözümüze sokarcasına bu çek de ne demek oluyor?
Yapılan yardımların bir kısmı da Zeyrek Camii için imiş. Neden bir Edirne veya Amasya’daki İkinci Bayezid külliyelerine değil de Bizans’tan kalanlara yapılıyor.
Durum aşikâr. Külliyeler Türkün eseridir. Diğerleri ise, Bizans’tan kalmadır. Onlara yapılacak yardımlarla ileride bunlar üstüne söz söyleyeceklerini ve hatta hak iddia edeceklerini tahmin ediyorum. Batılılar sırtına binmeyecekleri ata ot vermezler. Son birkaç senedir, Fatih Belediyesi’nin eski başkanı ve milliyetperverliğinden şüphem olmayan sayın Saadettin Tantan, bazılarının niyetlerini maalesef anlayamadı... Fener ve Zeyrek’i, tarihi kurtarma bahanesi ile, asılsız hülya Bizansa hazırlayanlara kolaylıklar sağladı. Nerede ise Fener’i veya İstanbul sur içini Vatikan gibi yapmaya kalkışan dış mihrakların oyunlarını lütfen fark edelim. Neden bir Süleymaniye’ye, Haseki külliyelerine, Cerrahpaşa’ya çivi çakılmamıştır? Birkaç türbe mezarlıklarının bahçesine taş duvar çevirmekle iş bitmiyor. Fener’in sokakları kırmızı kaldırım, Haseki caddesinden ise sağlıklı insanlar bile yürümekte zorluk çekiyor. Bir tarafta Bizans nostaljisi, diğerinde harabe.
Kanuni Sultan Süleyman zamanında İstanbul sur içinde, 590 adet çeşme vardı. Bugün bunların kaçında musluk var ve su akabiliyor? Hani Fatih ve Eminönü belediyeleri? Çeşme yalakları çöplük halindedir. Bu belediyeler yapamıyorsa, tarihe bağlılığını bildiğimiz Kültür Bakanı işe el koymalıdır. Bu tarihi çeşmelere el kadar bir sarı levha ile isimlerini yazmaktan da aciz miyiz?
Ayasofya dört defa yıkılmış beş defa yapılmıştır. Bizans’ın dünyada en sağlam eser diye övündüğü Ayasofya, rahmetli Mimar Sinan istinad duvarlarını (mail mesnetler) yapmasa idi, bugün Ayasofya diye bir şey ortada kalmazdı. Ayasoyfa Batıya borcumuz değildir. Bu iyi bir şekilde bilinmelidir. Ben bir fanatik değilim. Ama haklıyı haksızı da ayırsınlar, ayıralım istiyorum. Ayasofya restorasyonu nedir tam anlaşılmış değildir. Bildiğim kadarı ile restore eski haline getirmek demektir. Peki hangi eski haline getirilmek isteniyor? Yoksa kiliseye döndürmek mi? Olmaz olamaz. Ayasofya Anadolu’nun tapusunun mührüdür.
Fethin yıldönümünü yaşadığımız bu günlerde, Osmanlının kuruluşunun 700’üncü yıldönümünü kutladığımız bu senelerde, Fatih’in hatırasına Amerikalılar mı yardım edecekti.
Fatih’in hatırası olan Rumeli Hisarı’nda bu sene temenni ederim ki, starlara konserler verdirilmesin. O kutsal Fetih mescidinin yerinde sarhoşlar dolaşmasın. O güzel hisar bir anfiteatr değildir. Askeri maksatlarla yapılmıştır. Eğlence yeri olmamalı. Yedikule’yi de geçenlerde gezdim. Oradaki perişanlığı gördüm. Kısa zamanda el atılmazsa, bundan sonraki yazımda Yedikule mezbelesini teferruatı ile yazacağım nasip olursa. Biz Kültür Bakanının çalışmalarının karşısında değiliz. Hep yanındayız.
Ama iş milli gurur ve haysiyete dokununca orada yokuz. Milletleri ayakta tutan önemli unsurlardan birisi kültür değerleridir. Her zamankinden daha fazla milli birliğe ihtiyacımız olan bugünlerde, bu değerler öyle veya böyle zedelenmemelidir.
Amerikalıların çekinin geldiği günlerde, Fener Rum Patriği Yunan hükümeti tarafından devlet töreni ile karşılanıp, 200 milyon Ortodoksun dini lideri diye dünyaya ilan ediliyor. Sahi Dışişleri Bakanımız da bunu kabul ediyor mu? Bu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı hangi kanuni sıfatı ile Yunanistan nezdinde resmi temaslar yapıyor? Bu görevi Türkiye verdi ise sözüm yok. Eğer kendi haline yapıyorsa ne zaman dur denecektir?
Daha Yunan Ortodoks Kilisesi tarafından tanınmayan bir adam kalkıp ekümeniklik safsatası ile uğraşıyor.
Aynı günlerde Türk Ermeni Patriği Fatih Sultan Mehmed’in kabrine şükran ziyareti yapıyor!..
Saygıdeğer dışişleri ve kültür bakanlarımız, lütfen konunun hassasiyetini dile getirin, getiremiyorsanız tedbir alın. Bu dünya hepimiz için geçicidir. İnsana düşen bu kubbede hoş bir seda bırakmaktır.