Konu uzun, ama mümkün oldukça dağıtmadan neticeye varmak istiyorum.
* Ayasofya'nın yapılış süreci
* Adı nereden gelmekte
* Bugünün değeri ile ne kadara mâl olmuştur
* Ayasofya'nın müzeye çevrilme süreci
* Kararnamede bulunan imza M.Kemal Atatürk'e mi ait yoksa taklit mi?
Evet; köşemin el verdiği nisbette sizlerle bu konuları paylaşacağım.Uzayıp sıkıcı olmaması için son bölümü yarın kaleme alıp son noktayı koymayı düşünüyorum.
***
İmparator Justinianus devrinde Hristiyanlık belli bir güç kazanmış ve haliyle imparator inanların inanç ihtiyaçlarını karşılamanın yanında Allâh'ı memnun edecek bir ibadethane yapma gereği duymuştu.Meşhur Nika yangınından 39 gün sonra 23 Şubat 532 de inşaata başlamıştır.
Bu kilise ilk yapıldığında,Büyük kilise 'Megale Ekklesia' adı ile adlandırılmıştı. Ancak 5. yy da buraya sadece 'Sophia' denilmeye başlanmıştı. Daha sonra Ayasofya ismi ile meşhur olmuş ve İstanbul'un fethinden sonra da aynı ismi muhafaza etmiştir.
Ayasofya isminin değişik kaynaklarda 'Tanrı'nın hikmeti, Tanrı'nın evi, Tanrı ehlinin birleştiği yer' anlamına geldiği yazmaktadır.
İnşaat 5 sene 10 ay 4 gün zarfında bitirildi. Acaba bu koca mabed günümüzün maddi değeri olarak ne kadara mâl olmuştu... Bunun cevabı muhtelif olmakla beraber Araştırmacıların ekserisi şuna karar vermiştir.75 milyon sterlin yani,180 milyon dolar harcanmıştır.
Ve fatih sonrası ilk cuma namazı Ayasofya'da kılınmak üzere camiye çevrilir. Fatih Sultan Mehmet Han'dan sonra bütün patişahlar birer tamirat veya ekleme yapmışlardır. Nitekim Yavuz Sultan Selim Han Halifeliğin simgesi olan Peygamber hırkasını burada giymiştir.
***
Konunun daha iyi anlaşılmasu için Tarihi süreçte Ayasofya üzerine kimlerin hangi niyetler beslediklerini kısada olsa yazmakta fayda var.
İstanbul'un fethine mütakip Ayasofya'nın camiye çevrelmesi ile Hristiyan alemi byük değer kaybeder. Ancak Ayasofya özlemi bu dinin mensuplarında hiç sönmedi.
Tarihte Yunan basınında, ayasofya'nın eski hali anlatıldıktan sonra şu sözlerle habere son verirler. şimdi murdar Türkler telvis ediyor (pisliyor) demişlerdir.
1888 yılında Yunanlı Anastasyos adlı şahıs, Ayasofya camiinin kilise olmak üzere Yunanlılara iadesini alenen istemiştir.
1919 da Rumlar, Ayasofya civarında bir çok arsa ve binayı yüksek fiyatlarla almaya başladılar. Rumların niyeti açıktı; Ayasofya'nın etrafını sarmak ileride amaçlarını yerine getirebilmek.
Milli Mücadele döneminde İstanbul'un işgalinde bir çok önemli bina ve fabrika işgal edilmiş kuvvetli silahlar tarafından hedef haline gelmişti. Bu arada Hükümet (Mehmet Vahidettin) akıllı bir hareketle işgalcilerden daha erken davranarak bir tabur askeri camii avlusuna yerleştirir.
Bu taburun komutanı Binbaşı Tevfik beydi. Ancak düşman kuvvetleri ve Yunan emelleri doğrultusunda caminin boşaltılması gerekiyordu. Fransız ordusu kumandanı beyaz bir bayrak ile gelip Binbaşımız Tevfik beye ' Siz asker değilmisiniz ? Buraları terk edip bize teslim etmeniz doğrultusunda emir almadınız mı ? der. Tevfik bey Evet ben bir askerim. Bir asker olduğum için sizi,ben sağ olduğum sürece bu kapıdan geçirmeyeceğim.Şayet zorla girmeye teşebbüs edecek olursanız caminin dört tarafına yeterli miktarda tahrip kalıbı yerleştirdim. Eğer ısrarda devam ederseniz bu koca mabed bu taburun üstüne çökecektir ve siz bu mabede giremiyeceksiniz.
Fransız komutan durumu üstlerine bildirir ve geri çekilir.
***
Ayasofya'da mozaiklerin açılması yönünde ki talep üzerine 1934 te İstanbul Müzeleri müdürü Aziz Ogan başkanlığında müze müdürleri,mütehassıslar, belediye temsilcisi, vakıflar müdür ve mimarlarından oluşan 8-9 kişilik bir komisyon kurulur. komisyon heyetinden Alman Erkhard Ungar; caminin mabed kısmının aynen açık kalması gerektiğinde ısrar etmiştir. Bu Alman dışındaki Türk üyeler mabedin tamamen kapatılması yönünde karar bildirmişlerdir.
Komisyon bir rapor hazırlayarak 27 Ağustos 1934 tarihinde maarif vekaletine sunmuştur. Raporda yazanlar ise dudak uçuklatacak cinstendir.
'İç kapı ve pencerelerin tamir edilmesi.Son cemaat mahallinin müzelik eşyayı teşhir edecek hale getirilmesi,camiye bitişik kimsesizler yurdunun (Fatih medresesi) kaldırılması...'konularına temas ediyordu. Ayrıca 'Caminin mabed kısmının ibadete kapatılması suretiyle buraya Bizans eserleri konularak Bizans müzesi yapılması, bu arada Ayasofya'nın asırlarca osmanlı eseri halinde kullanıldığı hususuda göz önüne alınarak uygun bir yerinde Türk eserlerinin de teşhir edilmesi istenmiştir...
***
Acaba bu müzeye çevrilme durumunda gizli pazarlıllar söz konusumu dur ?Buyurunuz bu sorunun cevabını Merhum Celal Bayar'dan dinleyelim.
Bayar'ın anlattıklarına göre Yunan Başbakanı'nın Atina'da kendisini karşıladığı sırada, balkan paktına kabul edilebilmemiz için Ayasofya konusunu açtığını; Anadolu macerasının unutulmadığını üzgün bir halde ifade ederek 'kamuoyunu memnun edecek bir ortam doğsa, belki bundan yararlanıp belki bir şeyler yapılabilir' şeklindeki Yunan başbakanı'nın sözlerini M.Kemal Atatürk'e anlatarak taviz istediklerini söyleyince, M.Kemal, şu açıklamada bulunmuştur.
Az önce vakıflar umum müdürü buradaydı.Ayasofya camiini tamir edecek para bulamıyorlar.Bugün kü hali ile de harab ve bakımsız ! Ayasofya'yı müze yapsak, hem harabiyetten kurtarsak, hem Yunanlılar'a bir jest yapsak,Balkan paktını kurtarabilirmiyiz ? Öyleyse yapalım.'
..... Ve böylece Ayasofya Camii müzeye dönüşmüştür fikren.
Yarın ise ; Raporlar ve yazışmalar... Kararname altında bulunan iki benzer imzadan hangisi M.Kemal Atatürk'e ait olduğunu
Ayrıca Fatih Sultan Mehmet Han'ın Bedduası nı kaleme alacağım...
Sevgi ve Hürmetlerimle...
Ayasofya'nın Müzeye Dönüştürülmesi
Fossatiler'in restorasyonundan önce Batılılar Ayasofya'yı ancak padişahtan özel bir ferman alarak ziyaret edebilmekteydi ve bu fermanı almak da çok güçtü. Restorasyon sırasında yapıya çok daha kolay girilebiliyordu ve birçok gezgin hem bu mimarlık eserini görmek hem de çalışmaları izlemek üzere gelmekteydi. İstanbul'a giderek daha çok yabancı ziyaretçinin gelmesiyle bu tarihi anıtı görme isteği de arttı. 1934 yılında, modern Türk devletinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Ayasofya'nın müzeye dönüştürülmesini emretti; kararname Başbakan İsmet İnönü tarafından imzalandı. Atatürk'ün modernleşme ve laikleşme programında bu mantıklı bir adımdı; aynı zamanda Türk tarihi ile ilgili eğitim ve
turizm alanında da yararlar sağlamaktaydı. On dokuzuncu yüzyılda badana ile örtülen mozaiklerin ortaya çıkarılması çalışmaları, 1931 yılında, Harvard Üniversitesi Bizans Enstitüsüne, mozaikleri ortaya çıkarma ve restore etme izni verildiği zaman başladı. Enstitünün kurucusu Thomas VVhittemore narteksteki mozaikleri 1931 yılında, güney giriş holündekileri 1933 yılında ortaya çıkarmaya başladı. Ertesi yıl da güney galeriye geçerek Deesis mozaiği üzerinde çalışmaya başladı. Böylece Ayasofya'nın kapıları, 1 Şubat 1935 günü 738 ziyaretçiye açıldığında, mozaiklerin bir bölümü herkesin görebilmesi için ortaya çıkarılmış bulunuyordu. VVhittemore, restorasyon çalışmalarını ve bilimsel araştırmalarını 1950 yılında ölümüne kadar sürdürdü ve ardından başka uzmanlar onun izinden yürüdüler. Günümüzde Ayasofya, kültürel yönden çok çekiciliği olan önemli bir eserdir.