Bir güzel gördüm bugün ben Ayasofya'dan yana
San melektir indi Hak emriyle dünyadan yana Nihani (ö. 1564)
İskender PALA
29Mayıs 1453 Salı günü istanbul semaları, tarihinde hiç görmediğibirvelveleyle yankılanıyordu. Sultan Mehmed'in orduları şehre girmişti.Odönemlerde köhne Bizans'ın tefessüh etmiş ahlakı, insanlarınıdahurafelere bağlanmaya yöneltmiş, korkunun pençesindekıvrandırırolmuştu.
Şehir düşünce, halk çığlık çağlığaAyasofya'da toplanmış, son birümitle bu büyük kilisede kurtuluş dualarıile kubbeleri sarsmayabaşlamışlardı, itikatlarına göre Türkler, BüyükKonstantin sütunununyanına kadar geldiklerinde gökten bir melek zuhuredecek ve bunu görenTürkler, bir daha geri dönmemek üzere Asya'dakieski vatanlarınakaçacaklardı, işte bu umut ateşi idi ki papazlardanbaşlayıp kilisedekien edna kula kadar perde perde yayılan münacatlardatezahür etmekte,Ayasofya duvarları son Bizans ayini ile pitoresklerinisalıverecekduruma gelmekteydi.
Ve Fatih ilerliyordu. Bayezit'tengeçip de şehrin harabiyetini bizzatgörünce hayıflanması ayyuk perdesinevarmış; zihninde hep şu soruzonklar olmuştu: "Nasıl olur da dışarıdanfevkalade güçlü görünenBizans, bizzat kendi payitahtı olanKonstantiniyye'yi bu derecebakımsız bırakıp harap olmasına müsaadeederdi?" Kendisi savaşesnasında şehri en az zararla yarınlaraçıkarmanın hesaplarını yapar veaskerlerine bu yolda talimatlarverirken; nasıl olur da Konstantin özyurdu için hiçbir imar faaliyetigöstermemiş olabilirdi? Şehrin bütünabideleri harab halde idi. EskiSaray'ın önünden geçerken içi burkulmuşve son bir umutla, Ayasofya'yayönelmişti. Ayasofya'dan gelen ilahi vedua sesleri ta Çemberlitaş'tan(ki bu sütunu 330 yılında I. Konstantindiktirmiş ve üzerine deheykelini koydurtmuştu) duyuluyordu. Öndefethin o güzel askerlerimabede doğru ilerliyordu. Her adımda kilisekubbelerinden taşan veyükselen sesler artıyor, ama yine de askerlerkorkusuzcayaklaşıyorlardı. Bir ara velveleden mabedin kubbeleriçökecek sanıldı.Maamafih İslam'ın kutlu askerlerinin adımlarında birşaşma olmuyordu.Nihayet mabedin kapısına varıldığında yalnızcaiçerdeki Bizanstebaasının ürkek bakışları arttı. Beklediler,beklediler... Bizanspapazlarının yıllar boyunca kendilerinevadettikleri mucize bir türlügerçekleşmedi ve Türk askerinin nazikyönlendirmeleri üzerine mabedboşaltılıp Fatih'in teşrifine hazırlandı.
TİZ BU MAKAM-I MÜBAREK BİR CAMİ-İ KEBiR OLA!
Fatih'insanatkar ruhu, yıllar yılı medhini duyduğu bu muhteşem eserkarşısındaürpermiş, ama bütün diğer Bizans mabedleri gibi oranın dabakımsızhalini görünce Sadi'nin Gülistan'ında anılan şu beytiterennümdenkendini alamamıştı:
Bum nevbet mi-zened ber-tarem-i Efrasiyab
Perdedari mi-küned der-kasr-ı Kayser ankebut
Bubeyit o anda mucize gibi bir ifade oldu ve Fatih'in şair cephesinedeson derece muvafık düştü. Manası şöyleydi: "Efrasiyab'ınkubbesindenöbeti baykuş tutuyor; Kayser'in sarayında ise örümcekbekçilikyapmakta." ihtimal ki Fatih o anda şu gerçeği düşünüyordu:Tarihtehangi millet yok olmuştur ki, önce onun mabedleri harab olmamışolsun.
Fatih, kafasına koydu ki bu mabed cami olmalı ve en kısazamandatamirine başlanılmalı. Şöyle ferman buyurdu: "Tiz vakitte bumakam-ımübarek bir cami-i kebir'e tahvil ola!" Ayasofya mabedolarakyapılmıştı ve şimdi Fatih, oranın mabed olarak idamesiniemrediyordu,işte bu emr ü ferman üzre, 1934 yılına kadar oradanmusalliler vemünadiler hiç eksik olmadı.
JÜSTİNYANÜS'ÜN RÜYASI
Şimdigerilere; ta gerilere gidelim ve hakkında Bizans ve Türklertarafındansayısız efsaneleri aynı huşu ile söylenen Ayasofya'nın iikefsanesinekulak verelim.
Büyük Konstantin ölmeden evvel oğluna bir mabedyaptırmasını vasiyetetmişti. Bizanslılar'ın "Büyük Kilise" dedikleriAyasofya'nın ilkbinasının bu emir doğrultusunda yapılıp 12 Mayıs 360tarihinde açılışıyapıldı. Ardından bazı değişiklikler geçiren bina 415yılındaki büyükyangında harab olmuş, yerine yapılan mabed bir asırdayanabilmişti. 532yılında şehrin büyük bir kısmı ile birlikte mabedyeniden yanıp küloldu. O sırada Bizans tahtında imparator Jüstinyanüsoturmakta idi.Yıkılan mabedi ihya etmek üzere hummalı arzularlakıvranan Jüstinyanüsbir gece bir rüya gördü. Ayasofya'nın yerindenurani bir azizgezinmekte ve bazı köşelerde bir miktar durmaktaydı,imparator, derhalonun huzuruna vardı. Gördü ki elinde bir gümüş levhavar ve üzerinde debir mabed resmi yer almakta. O resmi görünce gönlü sugibi akmış,bedeni iştiyak ateşiyle yanmıştı. İçinden "Ya Rab! Şu resimbendeolsaydı ve ona göre bir mabed yaptırsaydım" diye geçirdi. O sıradaazizelindeki levhayı kendisine uzatıp "Al Jüstinyanüs. Binanı bu resmegöreyap. Adını da Ayasofya koy" dedi. Ertesi sabah bütünmimarlarınıçağırttı. İçlerinden Miletli isidoros, elinde bir çizim ilehuzuraçıkmıştı. Hayret ki hayret! Resim imparatorun rüyasında gördüğüresminaynısı idi. Meğer aynı aziz, o gece isidoros'un da rüyasınagirmiş veakıllı mimar da uyanır uyanmaz gördüklerini kağıda işlemişti.
Ogünden tezi yok çalışmalara başlandı ve rüyadaki bina gerçeğedönüşmeyebaşladı. Ayasofya, Hz. Adem'den itibaren görülmemiş vegörülmeyecek birmabed olmak üzere yapılacaktı. Mimar Aydınlı Antemiusile isidoros başbaşa vermişler, adlarını ebedileştirme doğrultusundaçizimler yaparaksınırsız ilhamlarına zengin malzemeyi ekleyip birşahesere imza atmayahazırlanıyorlardı. Günde bin amelenin çalıştığı veimparatorun fasılasızher gün gezdiği inşaat, doğrusu pek muhteşemoluyordu. Nihayet takvimler27 Aralık 537 tarihini gösterdikleri güninşaat bitmiş, açılış merasimiyapılmıştı. O gün Jüstinyanüs, 14 atkoşulmuş arabasıyla Ayasofya'nınkral kapısından girmiş ve hayalininhakikate dönüşmesi üzerine gururakapılıp ellerini heyecanla açarak "EySüleyman! Sana galebe ettim"demişti. Bu gururun ceremesi dahaJüstinyanüs hayattayken kendinigösterdi ve bir zelzelede kubbe yarıyarıya çöktü. 557 yılında yenidenyapılan kubbe müteakip zamanlarda,defalarca kuvvetlendirildi. Zamanlamabedin diğer pek çok yapısıdeğişti, yahut tekrar be tekrar tamiredildi.
AYASOFYA'DA OSMANLI İMZASI
ÖzellikleOsmanlı sultanları bu camiye büyük önem verdiler ve hemen herbirioranın imarını kutsal bir görev şuuruyla daima ön planda tuttular.Enköklü tamirleri ve ilaveleri ise Fatih, II. Bayezid, Kanuni (MimarSinanmarifetiyle), II. Selim, III. Murad, IV. Murad, III. Ahmed, II.Mahmudve II. Abdülhamid gerçekleştirdiler.
Fatih'in camiye çevirip ilkdefa 3 Haziran 1453 tarihinde cuma namazınıkılarak açılışını yaptığıAyasofya, Osmanlı sultanlarının selamlık vecülus resimlerinde, dini günve gecelerde daima gündemde olmuş vesosyal hayatın en canlı biçimdedevam ettiği bir mekan ve merkez olaraktarih boyunca işlevinisürdürmüştür.
Efsanelerinden menkıbelerine; maneviyatındansiyasi vakıalarına, sosyalhayattan ticari merkez oluşturmasına, birsemte adını vermesindenasar-ı atika oluşuna ve nihayet bir dünyakültürünün ortak değerleriniihtiva etmesinden son dönem Türksiyasetinde kopardığı fırtınalarakadar Ayasofya, her zaman gündemdekalmış ve kalmaya devam edecek olanbir mabeddir. Özellikle Osmanlıiçtimai hayatında camilerin yalnızcaibadet yeri değil; birer meşveretmahfili olarak da kullanılması,Ayasofya'ya ayrı bir misyon yüklemiş;sarayın hemen yakınında pek çoktarihi vakıaya şahitlik yapmasınısağlamıştır. Neler, neler bilirAyasofya'nın duvarları ve neler, nelergörmüştür o minareler!..
I. Cihan Harbi'nden yenik çıkıp daimparatorluk paylaşıma uğrayınca,Ayasofya üzerine oynanan oyunlarçoğalmış; bazılarının ihtiraslarıkabarmıştı. Bütün mabedler gibi mahzunolan Ayasofya da o acılıgünlerden nasibini aldı ve hatta kubbesine haçhazırlayanlar oldu.Yazılarıyla, çinileriyle, minareleri, mihrabı,mahfelleriyle ve pek çoktadilatlarıyla artık özbeöz Türk'ün malı olanAyasofya'ya haçdikilemezdi ve dikilemedi de (ancak asırlarca kubbesialtında getirilentekbirlere, duyulan aminlere hasret kalan duvarları,Müslüman-Türkananesinin cihanşümul hoşgörüsüne istinaden antik eserçehresinebüründürüldü; müze yapılıp dünyaya bir ibret perdesi açıldı.Kıymetinibilene!..)
ŞİİRDE AYASOFYA
Ayasofya ve şiir!.. ikisi de kulağa hoş geliyor. İkisi yan yana gelince ise dimağları bir kand-i mükerrer lezzeti istila ediyor.
Klasikşiirimiz, devrinin pek çok sosyal hadiselerine olduğu kadarşehirlerinsayısız mekanlarına da ışık tutar. Bazılarının dediği vekendi dediğineinandığı gibi bu şiir hayattan uzak değil, bilakiszamanın elindentutarcasına onu kendisine hedef edinen bir yapıyasahiptir. Buçerçeveden bakıldığında klasik şiirimizin mekan anlayışı,bizim bugünküşairlerimizin düşüncelerinden daha şümullü ve duyarlıdır.İşte bu minvalüzere Ayasofya'nın klasik şiirimize akseden yönlerini,şimdi küçük birdeğerlendirmeye tabi tutacağız.
Divanların hiç umulmayanyerlerinde, yaşanılan hayat, tarih ve coğrafyaile ilgili epizotlararastlamak mümkündür. Haddizatında bu tür beyitlerüzerinde yapılacak biraraştırmada, Ayasofya'nın bütün Osmanlılıkmazisini bulmak bile mümkünolabilir. Sadece mimari değil, içtimaiaçıdan da Ayasofya'nınkafakağıdını çıkarabilmek, klasik şiirimizinlaboratuvarında çalışmayada muhtaçtır. Özellikle ayasofya üzerinde yeralan kitabelerdekimısralar, bina hakkında birinci elden arşivvesikalarını bilekıskandıracak derecede kıymetli bilgiler ihtivaederler. Ancak biz bütünbu şiirleri bir yana bırakıp bizzat Ayasofyahakkında kaleme alınmışözel manzumelere temas edeceğiz. İlla kiHaşmet'in (ö. 1768)Ramazaniyye'sindeki bir beyti de zikretmedengecemeyeceğiz. Şair,mübtelaların ramazandaki hallerini anlatırkenşöyle diyor:
Bekleriz biz de Ayasofiye'de küp dibini
Pay-i humdan geçemez camie varsa rindan
Şöyledemektir: "Rind olanlar camiye de gitseler şarap küpünündibindenayrılmazlar. Nitekim biz de Ayasofya'ya teravihe gittiğimizdeküpündibini bekleriz."
Burada şair, Ayasofya'daki küpün dibindenamaz kıldığını şairane birhayal ile söylemektedir. Şimdi gözümün önüneXVIII. yüzyılda birramazan akşamı geliyor ve şairlerin teravih sonrasıkendi aralarındaküp şakaları yaptıklarını görür gibi oluyorum. Kimbilirne zenginşakalardı onlar!..
HEVESNAME'DE AYASOFYA
İstanbulfethi için "Fetihname-i Mahruse-i İslambol"u telif edenTuğrayi CaferÇelebi (Nam-ı diğer Tacizade), Hevesname adlı ünlüeserinde -ki bu eserXVI. yüzyıl başlarındaki İstanbul'uanlatır-Ayasofya için mücevherdeğerinde 17 beyit söyler. Önce onlarıokuyalım:
Bu hasn önünde bir ferhunde ma'bed
Müzehheb sakfı divarı mümehhed
Müşeyyed sahnı vü muhkem esası
Mutalla hurde minadan sıvası
Tabi ki menzil ü me'va-yı İsa
Feda her takına yüz can-ı Kisra
Cihan mülküne vüs'atde müsavi
Mualla kubbesi eflake havi
Mülevven ca-be-ca a'm ak u takı
Yeşil mermer kimi, kimi somaki
Ruham-ı ferş-i pak ayineden pak
Sütunlar mihver-i aktab-ı eflak
Bu ferşin mermerinde olan emvac
Kılıpdır sahnını derya-yı mevvac
Derununda ibadet ehli bimerr
Sütunlar taklar yer yer mukarrer
Kimi varmış rükua kimi kıyama
Ederler taat ol Rabbü'l-Enam'a
İmaret olmamışken rub'-ı meskun
Bu ali kubbe vaz olmuş hümayun
Sipihr-i ser-firazın tacıdır ol
Mukaddes canların mi'racıdır ol
Ayasofya adı cay-ı inayet
Makam u menzil ü cay-ı ibadet
Ne denlü var ise hurrem me'abid
Mübarek buk'alar ali mesacid
Kamunundur şeh-i Perviz-bahtı
Olupdur minberanın tac u tahtı
Önünde minberin bir hub mahfil
Olur azine gün huffaza menzil
Ederler nice aşr ayet kıraat
Kılıp mihraba te'sir ol tilavet
Aynı guş eylemek sevdasına cüst
Yüzün ol yane etmiş kıbleye püşt
Tacizade'ninanlattığı manzara içinde yer alan Ayasofya, bugünküdurumundan birazcıkfarklıdır. Öncelikle kenarında su kemerlerimevcuttur. Bugün bukemerlerin, Mimar Sinan tarafından tamir edilenkalıntılarıŞehzadebaşı'nda görülebilir. Duvarları sağlam ve tavanısüslüdür. Sağlamtemeller üzerine oturmuş olup duvarları kırık mozayikkaplıdır. Hazret-iİsa'nın beşiği ve menzili burada olup camiin her birtak'ı için binlerceKisra feda edilebilir.
Evliya Çelebi, Ayasofya'da Hz. isa'nındoğduğu zaman yıkandığı taşteknenin bulunduğunu ve burada yıkanançocukların sıhhatli olacaklarınıyazmakta ise de bizce bu rivayet,caminin güney cihetindeki dehlizlerdebulunan ve Hz. isa'nın beşiğiolarak bilinen taştan dolayı olsagerektir. Hatta kadınlar yeni doğmuşçocuklarında hastalık peydaolursa, buraya koyarak Allâh'a yalvarırlarve çocuklar da sıhhat bulupbir daha hastalanmazlar imiş.
Şairdevamla Ayasofya'nın genişliğiyle ünlü kubbesinden, kimi somaki,kimiyeşil renkli mermer sütun ve taklarından bahseder vemermerlerininterlediğini vurgular.
Ayasofya'nın gerideki mermersütunlarından en batıda bulunanı, bugünhala Terler Direk olarakbilinmektedir. Rivayete göre bu sütun önündeedilen dualar hemen kabulolurmuş. Hatta asırlar boyunca binlerceinsan, türlü dertlerine şifaumarak sütuna ellerini sürmüş veparmaklarının izi sütunda derin birçukur bırakmıştır. Fatih, bu sütunaparmağını takıp çevirmiş,Ayasofya'nın daha evvel güney-batıya bakanmihrab istikameti böylecekıbleye çevrilmiştir.
Çelebiye göre camide her an Allâh'a ibadeteden yüzlerce insanmevcuttur. Bunların her biri namazdaki duruşlarıylakah sütunlara(kıyam hali), kah kemerlere (rüku hali) benzerler.
Henüzdünya üzerinde yerleşim alanları belirmemiş ve dünyanın iskanıyerliyerine oturmamışken, Ayasofya, İmparatorlar gibi ayakta imiş.Ogökkubbenin tacı; mukaddes canların mi'racıdır. Bir ibadet yurduolarakAyasofya, daha başka ne kadar güzel ve nadide mabed var isehepsininsultanıdır. Oranın minberi de diğer minberlere nazaran tac vetahtasahiptir. Minberin önündeki mahfil ise, cuma günleri güzelseslihafızların çıkıp nice aşırlar, ayetler okudukları bir mekandır.Öyle kiburada tilavet olunan aşr-ı şerifler, tevhidler ve tehliller,tamihraba tesir edecek derecede gür çıkan bir akustik vedolayısıylauhrevi bir şada taşırlar. Nitekim herkes (müezzinlerinönündekiler dedahil olmak üzere) bu ulvi sadayı daha iyi dinleyebilmekiçin camiiçinde yüzlerini kıble cihetine dönmüş olarak durup dinlerler.
Görüldüğügibi Tacizade Cafer Çelebi, fetihten sonraki dönemdeAyasofya'nınmimari, coğrafi, içtimai ve dini cihetlerini bu 17 beyittegayet güzelbir üslupla hülasa edivermiştir. Şiirden anlaşılan o ki,toplumunAyasofya'ya olan itibarı ve dolayısıyla eskiden beri Ayasofyaçevresindegelişen merkezi yerleşim, Osmanlılar çağında da devam etmişve bu kutsalmekanın mahremiyeti ve kıymeti günbegün artmıştır.
KOCA NİŞANCI'DAN BİR GAZEL
CaferÇelebi'den tahminen yarım asır kadar sonra, "Koca Nişancı"lakabıylabilinen Celalzade Mustafa Paşa (ö. 1569), Ayasofya'yı konualan birmanzume kaleme alır.
Ayasofya'yı cennet ile özdeşleştirdiği bu dört beyitlik manzume şöyledir:
Melek görmeği dilersen yürü var hatır-ı şadi
Ayasofya'nın içinde ko dursun ol dil-i zarı
Mekanı Cennetü'l-Me'va veya Firdevs-i sanidir
Behişt olma mı ol cami melek olıcak üstadı
Yürü var anda ey gafil eğer Firdevs istersen
Saadet ola maksudun hidayet eyleye Hadi
Anın gibi dahi bir eyledi mahluk ol Halık
Yedi kat gökler üstünde Ayasofiyye'dir adı
Beyitlerin günümüz Türkçesi'ne çevirisi aşağı yukarı şöylece yapılabilir:
(Eykişi!) Eğer melek görmeyi dilersen, yürü var hatırını hoştutarakAyasofya'nın içine gir ve kırık gönlünü oraya bırak (içindebirazeğleş).
Orası ya Cennetü'l-Me'va veya ikinci bir Firdevs cennetidir. Öyle ya, üstadı melek olunca, o cami de bir cennet sayılmaz mı?..
Eygafil! Eğer Firdevs cennetini arıyorsan, yürü var orada saadetleolmayıdile, ki hidayete eriştiren Allâh, seni de maksadına eriştirir.
Her şeyin yaratıcısı yüce Allâh, yedi kat göklerin üstünde Ayasofya'nın bir benzerini daha yarattı -ki orası cennettir-.
Şairbu dört mısrada bize, Ayasofya'da ruhların şadlık bulduğunu,oranınkubbe ve duvarlarındaki melek tasvirleri dolayısıyla bircennetebenzediğini, orada herkesin maksadına erişecek duayı eylediğitakdirdekabul olunacağını anlatıyor ve tıpkı Kabe benzeri Beyt-i MamurgibiAyasofya'nın bir benzerinin de semada bulunduğuna dairefsaneyihatırlatıyor. Ancak bütün beyitlerde orayı bir cennetebenzeterek,Ayasofya'ya ibadet için girenlerin de elbette cennete girmişgibiolacaklarını ima ediyor. Bu mısralarda binanın, mimariözelliklerindençok, dini cephesi ön plana çıkartılmıştır. Anlaşılan oki XVI. asırortalarında Asayofya'nın dini kutsallığı neredeyse EyüpSultan ile boyölçüşecek mertebelere gelmiştir. Bunun en önemli sebebi,hiç şüphesizcaminin ihtişamı ve gündelik hayatın ta içinde yer almasıise de;ikinci önemli sebep, cemaatinin çokluğu ile ibadete kattığıulviyettir.İlgilisine not: Şair, son mısrada geçen ayasofiyyekelimesini Ayasufiyye (Ey sufi) şeklinde telaffuz edilecek biçimdeyazmış ve manayıda ona göre yoğurmuştur. Bundan anlaşılan; Ayasofya'nıntasavvuf ehlikişilerce de önemli sayılmasıdır.
TARİHÇİ KALEMİYLE AYASOFYA
Yineaynı asrın son yılında (1699) vefat etmiş olan Hoca SadeddinEfendi,Ayasofya için yazdığı 8 beyitlik bir şiirde, kendidönemininAyasofya'sına ait manzum bir plan bırakmış ki neredeysesonrakiasırlarda bina yıkılsa; mimarlar bu sekiz beyite bakarak aşağıyukarı
Ayasofya'yı yeniden inşa edebilirler. O bir tarihçi idi.Ama şiirde deadı tazimle yad edilenlerdendi. Burada sözünü edeceğimizmısralarınıise bir mimar, yahut sanat tarihçisi edasıyla kalemealmıştır. Obeyitler şunlardır:
Bir ulu kubbedir merfu' u a'zam
İçinde mahv otur on beş bin adem
Anın mermerleri hiç vasf olunmaz
Misali anların şimdi bulunmaz
Minar-asa sütunlar sebz ü ezrak
Somaki vü sarı vü ak u eblak
Kimisin tunçtan dökmüştür üstad
Aceb tavr üzre urmuş ana bünyad
Dahi mevvac-ı zerrin mermeri var
Müzeyyen anlar ile çar-divar
Mülevven mermer ile sathı mefruş
Olur seyreyleyen hayran u medhüş
Mutabbakdır iki yerden yolu var
Seğirdip çıksa olur esb rehvar
Aceb peykerdir ol bünyan-ı ali
Basit-i hakde yokdur misali
Efendi'nintanımına göre Ayasofya büyük ve yüksek bir kubbeye sahiptir.İçinde15.000 kişi rahatlıkla namaz kılabilir. Mermerlerini anlatmayakelimeleracizdir ve artık dünyada öyle mermerlerin bir dahabulunmasıimkansızdır. Sütunlarının her bireri minare gibi yüksek olupyeşil vekızıl renklerdedir. Ayrı ayrı sarı, beyaz ve akıtmalısomakimermerdendir. Mimar, onlardan bazılarını tunçtan dökmüştür veonunbinaya verdiği mimari özellik, akıllara ziyandır. Dörtduvarı,tezyinatla süslenmiş altın dalgalı mermerlerle kaplıdır. Zeminiserengarenk mermer ile döşenmiş olup seyredenlerde hayranlıkhissiuyandırır. Bina tabakalar halinde yapılmış olup üst katlara çıkmakiçiniki yerden yolu vardır. Bu yollardan biri at koşarak çıksazorlanmaz.Velhasıl o bir semboldür ve yeryüzünde onun bir eşi daha aslabulunmaz.
NABi'DEN BİR GÜZELLEME
Burayakadar okuduğumuz şiirde XVI. yüzyıl Ayasofya'sının değişikcephelerinigörmeye ve göstermeye çalıştık. Bu şiirlerin tamamıAyasofya'yı birmekan olarak alıp ona uygun çevre ve sosyal hayatpanoramalarıçizmektedirler. Divan şiirinin klasik kalıplarından taşanve bizzatmuhiti konu edinen bu manzumeler, şüphesiz birerbelgeniteliğindedirler. Keza tarih kitaplarında bulunamayacakmalumatvererek klasik şiirimizin ne derece hayata bağlı olduğuna dadelaletetmektedirler. Şimdi okuyacağımız şiir, bunlardan farklıolarakAyasofya'nın mimari cephesini değil sosyal cephesini konu alırveklasik şiirin sınırlarını zorlayarak gözlerimizin önüne birhayalperdesi açar. Şiir, Divan Edebiyatı'nın üstadlarından ve hikemitarzınen büyük mümessili Urfalı Yusuf Nabi'ye (ö. 1712) aittirve"Ayasofya'da" redifli 12 beyitlik müzeyyel bir gazeldir. Okuyoruz:
Ruze ruze cem' olur rindan Ayasofiyye'de
Halka-bend-i üns olur yaran Ayasofiyye'de
Etmek için fikr-i ekl ü şürbü hatırdan beder
Akd-i cem'iyyet eder ihvan Ayasofiyye'de
Olmadan dest-i dua-cünban Ayasofiyye'de
Müşkilat-ı halk olur asan Ayasofiyye'de
Mevce-i a'mal eder enfas ile çerha suud
Lücce-i tal'at eder tufan Ayasofiyye'de
Her ne denlü gayri camide ibadat olsa da
Olur efzun yine sad-çendan Ayasofiyye'de
Düşmen-i dirin-i nefs ile cihad-ı ekbere
Leşker-i ta'at bulur meydan Ayasofiyye'de
Andeliban-ı behişti şerm ile hamuş eder
Her taraf avaze-i Kur'an Ayasofiyye'de
Ab-ı germ-i dide vü sabun-ı istiğfar ile
Pak olur pirahen-i isyan Ayasofiyye'de
Ferş-i berrak-ı rühamın eyledikçe secde-gah
Saf olur ayine-i iman Ayasofiyye'de
Pişgahında neval-i rahmeti hazır bulur
Kim olursa sıdk ile mihman Ayasofiyye'de
Sahn-ı safında meta-ı bi-diriğ-i mağfiret
Buriya-yı Mısr ile yeksan Ayasofiyye'de
Şeb-be-şeb manend-i kandil-i füruzan Nabiya
İnşirah-ı dil bulur insan Ayasofiyye'de
Üstad buyurmuş ki:
Şehrin rindleri her ramazan geldikçe Ayasofya'da buluşurlar. Yaran, orada dostluk halkasını pekiştirirler.
Yeme-içme endişesini hatırdan silmek için, ihvan Ayasofya'da bir cemiyet kurarlar (da manevi lezzetlerle meşgul olurlar).
Ayasofya'da duaya kalkan eller boş dönmezken; bilakis halkın bütün müşkilatları, bir bir kolayca çözülür.
Emel dalgaları, ulvi nefesler ile feleğe ulaşır da güzellik denizi Ayasofya'da tufana dönüşür.
Diğercamilerde her ne kadar lezzetli ibadetler yapılsa da,Ayasofya'dayapılanlar yine de onlardan yüzlerce kez üstün ve fazla olur.
Nefis kafirinin askerleri ile cihad-ı ekber etmek için, itaat askerleri Ayasofya'da meydan bulurlar.
Bubeyitte Peygamberimiz'in nefis ile yapılan cihadı, Cihad-ı Ekber(enbüyük savaş) olarak tavsifine ve Ayasofya Meydanı'na telmihlervardır.
Ayasofya'nın dört bir yanında okunan Kur'an sesleri, cennet bülbüllerini utandırıp susmaya mecbur eder.
İsyan gömleği, Ayasofya'da gözyaşının sıcak suyu ve istiğfar sabunu ile yıkanıp temizlenir.
Ayasofya'nın pak mermer zemininde secde eyleyince, iman aynasına saf bir cila vurulmuş olur.
Her kim temiz bir kalb ile Ayasofya'ya misafir olursa, daha camiin girişinde rahmet azığını hazır bulur.
Ayasofya'nın berrak zemininde, bağışlanmanın korkusuzca elde edilen metaı, kaliteli Mısır hasırlarıyla eşdeğerde tutulur.
Ey Nabi! Ayasofya'da insan, gecelerden gecelere parlayıp duran kandiller misali gönül ferahlaması bulur.
VE HÜZÜN
Ayasofyahakkında şüphesiz daha pek çok şiirler yazılmıştır. Kah fethinsembolü,kah ihtişamlı bir mabed oluşuyla yüzlerce şair Ayasofya'yımısralaraişlemekte haklıdırlar. Ne var ki son 60 yılı aşkındırbüründüğü matem,bu şiirleri şevkle okumaya manidir, ihtimal ki bundanböyle destanlaryazılsa, mersiyeler düzülse de bu hüzün hafifleyesideğildir. İki binyılın cihanperver sevgilisini, hep özlediği semayaaçık ellerden mahrumetmek, elbette ki asaletimizden vemaneviyatımızdan pek çok şeyleri alıpgötürmektedir.
O halde!..
O halde, son sözü Arif Nihat Asya'ya bırakalım ve düşünelim:
Beş vakit, loşluğunda saf saftık;
Davetin vardı dün ezanlarda...
Seni, ey mabedim, utansınlar
Kapayanlar da; açmayanlar da!
Yağmur Dergisi
Üç aylik Dil-Kültür ve Edebiyat Dergisi


