Mahmut Toptaş
İlk defa ikinci Konstantin tarafından üçyüz altmış yılında kilise olarak yaptırılan Ayasofya, henüz ibadete açılmadan önce ortadoks mezhebine mensub (3150) üçbinyüzelli hristiyan Ayasofya'nın içinde Konstantin tarafından boğazlatılınca 381 yılında Ariyen mezhebi taraftarlarınca yakılır.
Dörtyüz dört yılında patrik Yuhannes olayında ayasofya yeniden yakılır ve dörtyüz onbeş yılında Teodosius tarafından yeniden yapılır.
532 yılında Nika ayaklanmasında Ayasofya yeniden yakılınca 23 Şubat 532 yılında yeniden inşaata başlanır. Ve 27 Ocak 537 yılında Kral Jüstinyen tarafından kilise olarak açılışı yapılır.
1204 yılında Latinler tarafından Ayasofya talan edilir ve Hz. İsa'ya ait olduğu iddia edilen taç, elbise, peşkir ve sünger gibi "Mukaddes emanetler" venedikli korsanlara satılır.
Hristiyanların hakim olduğu dönemde birkaç defa yakılan, içinde 3150 kişi boğazlanan, içinde kadın oynatılan Ayasofya, 1452 yılında Fatih'in Edirne'den gönderdiği Mimar Ali Neccar tarafından yeniden tamir edilir. Mimar Ali Neccar güney batı cephesindeki Minarenin ayağını da Kubbeye destek olsun diye inşa eder ve Edirne'ye yarınca "Hünkarım minare ayağını ben yaptım. Fethetmek de sana düşer." der.
Mimar Ali Neccar o gün öyle söylüyor ama bugün bir mimar çıkıyor ve burasının Hristiyanlara yaraştığını söyleyebiliyor.
Ama İstanbul'un fethi öncesi Roma'daki papa, Ayasofya papazına yardım teklif ettiğinde "Ayasofya'nın mihrabında papanın külahını görmektense Türk hükümdarının sarığını görmeyi tercih ederim" diye cevap verir.
Papanın anlayışına, çağımız mimarinin ve benzerlerinin anlayışsızlığına bakın..
29 Mayıs 1453 tarihinde salı günü İstanbul fethedilir. Peygamber Efendimizin "Kostantin elbette fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutandır. Onu fetheden asker ne güzel askerdir" müjdesi ve mucizesi gerçekleşir.(1)
1 Haziran 1453 yılında Cuma günü Fatih Sultan Mehmet hutbeyi okur ve Akşemseddin Cuma Namazını kıldırır.
FATİH'İN VAKFİYESİ
Fatih burayı ve diğer bir çok sosyal tesisi Ümmeti Muhammed (s.a.v.)'e vakfeder ve bunu bir vakfiye ile kanunlaştırır. Vakfiyenin sonunu şöyle sona erdirir:
"Kim bu vakfiyenin bir şartını değiştirir, fasit bir te'ville, dalavereyle vakıf hükmünü yürüklükten kaldırmaya kasteder, aslını değiştirir, füruruna itiraz eder veya bunları yapana yol gösterir ve yardım eder veya kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkar veya sahte evrak düzenleyerek mütevelilik hakkı gibi şeyler ister, yahut onu kendi hesabına geçirirse haram işlemiş olur, günah kazanır. Allâh'ın Meleklerin ve bütün insanların ebediyyen la'neti onun üzerine olsun. Azapları hafiflemesin. Kıyamet gününde yüzlerine bakılmasın.
Kim bunu işittikten sonra değiştirirse günahı değiştirenleredir. Allâh işitendir bilendir.
Bu vakfı değiştirmeye, bozmaya girişen kişi ölümü, sekeratı, kıyamet sahnelerini ve karanlığını, kabri ve yalnızlığını, münkeri ve heybetini nekiri ve soracaklarını insanların, Alemlerin Rabbi huzurunda duracakları günü hatırlasın. O gün hiçbir kimse hiçbir şeye sahip değildir. O gün bütün işler Allâh'a aittir.
Kim Allâh'ın kitabına Rasûlünün sünnetine muhalefet eder, Allâh'ın ve Rasûlünün haram kıldığını helal kılar, kardeşinin vakfını bozmaya, hayratını tahrip etmeye, hasenatını iptal etmeye, iyilikleri yok etmeye yönelirse Allâh'ın gazabına uğrar. Onun yeri cehennemdir. Orası ne kötü bir yerdir.
Onu hesaba çekip, çeşit çeşit azabla onu cezalandıracak olan Allâhdır.
O gün zalimlere hiçbir özür fayda vermeyecektir. Cehennemde yerin en kötüsü onlarındır. O gün her nefisi yaptığıyla rusvay ederiz. Ogün kimseye zulmedilmez. Allâh'ın hesabı çok çabuktur."
Bu vakfiye "Fatih Sultan Mehmet II Vakfiyeleri" adı altında 1938 senesinde vakıflar yayını olarak yayınlanmış. Ancak bu lanet bölümü yayınlanmamıştır.
Orijinali Topkapı Sarayı Hazine No. 1835 Saray 16/1441 no'da kayıtlı olan bu vakfiye arapçadır ve arapça haliyle Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Tahsin Öz'ün İmzasıyla 1935 yılında Almanlar tarafından yayınlanmıştır. Almanların yayınladığında lanet bölümü orijinalinde olduğu gibi korunmuştur.
70 YILLIK SERENCAM
Mütareke yıllarında Fransız işgal komutanı Franched J' Esperey bize inat olsun için Fatih Sultan Mehmed'i taklid ederek beyaz at üzerinde Ayasofya'ya gelmiştir.
22 Aralık 1919 Londra Konferansında Ruslar, İngilizler, Fransızlar ve Yunanlılar Ayasofya'ya çan takılmasını kararlaştırırlar. Ancak Çan'ın renginde anlaşamazlar. Acaba Katolik mi, Ortadoks mu yoksa protestan çanı mı takılsın diye...
Kendi aralarında anlaşamamalarının karşısında İstanbul hücum taburu komutanı binbaşı Şükrü Oğuz Bey işgal kuvvetleri komutanına "Eğer ayasofya'ya çan takarlarsa Ayasofya'yı dinamitleyeceğim" deyince Çan takmaktan vazgeçerler. (2) Ama kapatma fikrinden vazgeçmezler. Basın yoluyla konuya gazetelerde tartışmaya açarlar.
Amerika'nın Boston kentinde kurulan Bizans Araştırma Enstitüsü Müdürü Papaz Prof. Wittemore 1931 yılında Ayasofya'yı tamir etmek için Türk hükümetine baş vurur.
Profesör Semavi Eyice bu çalışmaların neticesini şöyle anlatır:
"Wittemore'nin idaresindeki çalışmalar sürerken 1934'de Atatürk bir akşam sofrasında ayasofya'nın müze haline getirilmesi düşüncesini ortaya atmıştır." (3)
Müzeye çevrilirken sekiz kişilik bir komisyon kurulur ve bir rapor sunmaları istenir. Yedisi Türk adı taşıyan bu kişiler Müzeye çevrilmesini, etrafında ve içinde Osmanlıya ait herşeyin yıkılıp yok edilmesini teklif ederler. Ancak profesör E. Ungen rapora muhalefet şerhi koyar ve cami kalmasını teklif eder.
Bu rapor doğrultusunda avludaki Fatih Medresesi yıkılır. Minareler de yıkılacakken batıda eğitim görmüş bir vatanperver mimar Kemal Attan "Minareler yıkıldığı takdirde kubbenin göçebileciğini" mimar diliyle matematik bilgilere dayalı bir raporla anlatır. Minareler kurtulur.
İçeriden çıkartılmak istenen Mustafa İzzet Efendi'nin levhaları yerlerinden indirilir. Ancak levhaların çapının yedi buçuk metre olup kapıdan çıkmaması sebebiyle Demokrat Parti dönemine kadar üstüste istif edilmiş olarak içerde kalır.
O yıllarda İbnül Emin Mahmut Kemal'in öncülüğünde levhalar eski yerlerinin biraz altına asılırlar.
Ayasofya Camii'nin avlusundaki Fatih Medresesi milletin gözleri önünde yıkıldıktan sonra araştırmalar yapılmış ve bir tane vaftiz teknesiyle. Moloz taşlar çıkarılarak teşhir edilmiştir.(4)
Bu tür yıkımlara karşı olan profesör Gabnel o günün Ayasofya müzesi müdürüne "Bizans Mütehassısı" diyerek hakaret ettikten sonra "Bütün Bizans eserlerinin ve bakıyelerinin muhafazası istenirse, Bizans temelleri üzerine kurulmuş olan Sultan Ahmet Camii başta olmak üzere bütün İstanbul'u yıkmak icap eder" diyerek camilerimizi Bizans mütehassıslarına karşı korur. (5)
Ayasofya Camii Müzeye çevrildiğinde İdris Efendi, Tahir efendi, Nazif efendi adında üç imamı, Tahir, Cevdet, Rıza, Mustafa, Hazım, Mustafa Aysan, Hamza adında yedi müezzini ve on tane kayyımı vardı; Görevlilerden birçoğu Müzeye görevli olarak alındı. İdris efendi: S. Ahmed Camiine nakledildi. İmam olarak tayin edilen Hakkı efendi ile müezzinlik görevine getirilen Muhiddin Efendi daimi izinli sayıldı ve kadroları baki kaldı. (Vakıflar arşivi) İstanbul Vakıflar baş müdürlüğünün 27 Haziran 1936 tarih ve 187678/1539 sayılı yazısı vakıflar umum müdürü F. Kiper'in imzasıyla bu kadroların ibkasını bildirir.
26 Temmuz 1951 tarih ve 16098 sayılı yazı ile D.İ. Başkanı Eyüp Sabri Hayırlıoğlu imzasıyla görülen lüzum üzerine Müezzin kayyımlık kadrosu alınmıştır.
25 Ağustos 1951 tarih ve 18698 sayılı yazı ile Eyüb Sabri Hayırlıoğlu imzasıyla imamlık kadrosu ibka edilmiştir.
12/5/1975 tarihinde Diyarbakır Milletvekili Hasan Değer Millet Meclisi başkanlığına Ayasofya'nın açılması için bir yazı yazar.
Vakıflar Genel Müdürlüğü 31/7/1975 tarih ve 2149 sayılı bir yazı ile İstanbul vakıflar başmüdürlüğüne Hasan Değer'in sorduğu sorulara cevap istemiş.
İstanbul Vakıflar Başmüdürü Rıfat Tandoğan imzasıyla 1/9/1975 tarih ve 7877 sayılı yazısıyla şöyle cevap verilmiştir, (özet olarak)
1- Ayasofya müze olarak hiçbir ihtiyaca cevap vermemektedir.
2- Cami olmasında yarar vardır.
3- Beş vakit ezan okunmakla millet iradesi dile gelecektir.
4- Ayasofya halen vakıfların malıdır ve tapu senedi ilişiktedir.
O günden bugüne bu Ayasofya Camii'nin önünden çok insanlar aktı. Ankara'ya milyonlarca imza, telefon, telgraf aktı ama henüz netice alınamadı.
"Hristiyan alemi incinir mi acaba?" diye demeçler veriliyor. Batılı halk incinmez. Çünkü Avrupa'daki işçilerimiz cemaatsız kiliseleri papazlardan satın alıp cami yapıyorlar ve bir çoğunun da adını Ayasofya Camii koyuyorlar.
Ancak siyasiler incinir. Onlar da din adına değil tabii. Yunanistan kendi ülkesinde kiliselerin malvarlığına el koyar. Kilise ve papazların lüzumsuzluğunu yaymaya çalışır. Ama Hürriyet gazetesinin 21 Nisan 1988 tarihli haberine göre Ayasofya'da çekilen bir filmin gösterimden kaldırılmasını ister ve Büyükelçi Nazmi Akıman filmin bir daha gösterilmesinin söz konusu olmadığını bildirir.
DİPNOTLAR
1- Hadis için bk: Müsned Ahmed b. Hanbel, 4/335, 4/174, 5/232, 234, 245, Tirmizi Fiten, 58, Darimî, Melahim 3-4.
2- İstanbul Kültür ve Sanat Ans. 1/875.
3- Bk. ayasofya 3, Sanavî Eyi-ce Sayfa 21, Yapı Kredi Bankası, Yay. İst. 1986
4- S. Eyice, ayasofya 3, Sayfa 22-23. 5- Bk. İ. Hakkı Konyalı Kütüphanesi. 2721 Nolu dosya


