Görevi kamuoyunu aydınlatmak olan medyanın bir kısmı, gündem; Osmanlı, Ayasofya ve din olunca, vebadan kaçar gibi kaçıyor ve Ayasofya’nın camiye dönüştürülmemesi için, Haçlı ruhunun yanında yer almaktan çekinmiyor.
Ayasofya bir fethin, bir tarihin, bir çağ kapatıp, çağ açmanın sembolü. İslam’ın mührüdür. Lafa gelince böyle şeyler söylenir amma, iş; ‘hadi icraata geçelim, Ayasofya’yı belgeleriyle inceleyelim’ deyince kimse ortalıklarda gözükmez. İktidar cephesinde belki birileri harekete geçer ve bir hukuksuzluğa engel olursa diye Ayasofya hakkında yazılmış belgeleri ‘Ulu Mabed Ayasofya kitabından aktarıyorum:
Ayasofya tapu sicili: 29.05.1926 gün ve 864 sayılı yasanın 8. maddesi uyarınca çıkarılan 5.6.1935 tarih ve 2762 sayılı vakıflar kanunu gereğince, Ayasofya Camii Tapu: 57 pafta, 57 ada, 7 parselde Ebulfeth Sultan Mehmed Vakfı; vasfı türbe, akaret, muvakkıthane ve medrese-i müctemil Ayasofya’yı Kebir Camii şerifi olarak kayıtlı akaret ve medrese 1934’ten sonra yıkılıp temizlenmiştir. Bugün, bahçesiyle Ayasofya 26.644 metrekare bir alan üzerindedir. (mazbut hayrat kütük defteri kaydı VGM/EML 1967: 1/71-139)
Fatih Vakfiyesi: VGM/Fatih Sultan Mehmed II Vakfiyesi 1938: 38-370/201-269 Fatih bu vakfiyede vakfettiği ticari ve zirai taşınmazlardan sağlanacak gelirlerle ayırım yapılmadan Fatih külliyesi, Ayasofya, Zeyrek, İmaret, Galata, Şeyh Vefa, Külle-i Cedide camileri ile Kalenderhane zaviyesi giderlerinin karşılanmasını istemiştir. Tapunun veriliş tarihi 19.11.1936. Fatih Sultan Mehmed II Vakfiyesini Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre etraflıca incelemek gerekiyor. Ayasofya’nın tapu senedinde sahibi Ebulfeth Sultan Mehmet Vakfı olarak kayıtlıdır. Bu öyle vakıf malıdır ki, devredilemez, haciz edilemez, devlet malı sayılması için devlet hakkında tahtı tasarrufta (mahkeme kararı) bulunamaz. (Temyiz Mahkemesi 26.5.1935 gün ve 78/6 sayılı Tevhidi İçtihat kararı)
Ayasofya konusunda uygulama keyfi olup, hukuk rejimine tamamen aykırıdır. Zira hukuk devleti demek, icraatı hukuk prensiplerine ve adil kanunlara uygun devlet demektir. Yeni Türk Anayasası’nda da icra kuvvetinin hükümet edenlerin kanuni mevzuat ile bağlı olduğunu ve kanunlara (Bugün Gazetesi Fetih ve Ayasofya ilavesi, 29 Mayıs 1970, Osman Tüfekçi’nin makalesi.) Kanuni Esasi’nin 52. maddesinin son fıkrasında tüzüklerin kanunlara aykırılığı iddia olundukta, bunun çözüm yeri Türkiye Büyük Millet Meclisi demektedir. O gün vakfa ve kanunlara aykırı olan bu kararname, TBMM’de görüşülmediğine göre bu kararname o gün için çıkarılmadığının en bariz delilidir. Hukuk tapuya göredir. Uygulamanın da tapuya göre olması gerekir. Vakıflar konusunda eskiden beri yaşayıp gelen ve bugün de tatbik edilen hukukumuza nazaran bir cami vakfiyesi tamam olduktan sonra, asli hali değiştirilemez ve başka şekle sokulamaz. Büyük hukukçu Ali Himmet Berki’nin vakıflar hakkındaki eserinin 119. sayfasında başlayan fasıl, camilerin asli heyetinin, yani durumunun bozulmayacağını, değiştirilemeyeceğini ve vakfın gayesinden başka hizmette kullanılmasının caiz olmadığını açıkça izah etmektedir.