Ayasofya Camii’ni daima bir cami hayaliyle gezmeyi ümid ettim. Fatih Sultan Mehmed’in ilk camie çevirdiği günlerde içine neler konuldu. Halılarının desenleri nasıldı. Mozayiklerin üstüne kireç sıvandığı zaman içerisi nasıl göründü. Haçların kolları kırıldığı zaman, kırılmadan önceki haliyle kıyaslanınca nasıl görünüyordu. Fatih’in her Cuma Ayasofya camiine namaz kılmak için gelişini ve imparator kapısından geçerek mihrabın önünde saf tutuşunu görmek istedim. 30 sene boyunca seferlerden zaman buldukça Ayasofya’da kaç vakit namaz kıldı. Ayasofya’da her namaz kıldığında fethettiği bu şehrin, müjdelenmiş bir şehir olduğunu aklından çıkardığı vaki miydi?
Sefere çıktığı zaman bu mübarek camiden ayrı kaldığı için hüzünlendiği oldu mu? Ayasofya’nın etrafında bir külliye teşekkül etmesi için yaptırdığı medresenin yetiştirdiği alimlerden kimleri takdir etti. Medresenin ve caminin ihtiyaçlarının karşılanması için vakfettiği mülkleri kendisi de sürekli ziyaret ediyor muydu?
Fatih’in evlatları sırasıyla tahta çıktıkları zaman Ebu’l Feth olarak isimlendirilen atalarının başardığı büyük işe gıbta ediyorlar mıydı? Dedemizin yerinde biz olsaydık, diye akıllarından geçiyor muydu?
Her yeni sultan Ayasofya’ya bir güzellik kazandırırken, fethin askeri “ni’mel ceyş” olamadığına üzülüyor muydu? Ayasofya’da namaz kılan sıradan bir Müslüman alnını secdeye koyduğu mabedin ne kadar muhteşem bir müjdenin meyvesi olduğunu düşünüyor muydu?
Efsaneleri, hikayeleri ve gökkubbeyi hayal ettiren kubbesiyle AyasofyaCamii’nin içinde dolaşırken, bundan 75 sene önce namaz kılan Müslümanlardan biri olamadığıma ne kadar hayıflandım. Bastığım yer mermer, mabedin için çıplak ve soğuk… Muhteşem Kazasker levhaları mahzun ve muazzeb… Mihrab kimsesiz, minber sessiz, kubbeler Kur’an-ı Kerim’e hasret… Ayasofya’nın kürsüsünden ses duyulmayalı nice zaman olmuş… Tarikat şeyhlerinin ve ulemanın toplanıp ders yaptığı kısımlarda maziden sesler duyulmuyor…
Ayasofya, sahibini bekliyor… Ayasofya’nın sahibi yok… Kimse, Ayasofya’nın 485 sene boyunca sayısız tarihi hadiseye şahitlik ettiğini aklına bile getirmeden geziyor… Müslümandan çok turist var… Hristiyanveya bir başka inançtan… Mabedin çıplak hali gönülleri güzelliğe açık olan herkesi mahzun ediyor… Mabed, halısız, Müslümanların süslerinden uzak, kılıçtan, sancaktan mahrum sadece kendisini seyredenleri mahzun gözlerle seyrediyor. Biz mi Ayasofya için ağlıyoruz, Ayasofya mı bizim için ağlıyor? Kimse bunun farkında değil…
Terleyen sütun, ağlayan sütundur, gözler ve gönüller ağlamadığı için sütunlar ağlıyor… Fethin 556. yılında Ayasofya’yı ziyaret edenler, sadece kuru bir binayı ziyaret ediyor… Hazret-i İsa ve Meryem tasvirleri de belki her gece, insanların uzakta, Allâh’a yakın ağlıyorlar… Müjdelemek için geldiği Peygamber Hazret-i Muhammed SallAllâhü aleyhi ve Selem’in adının kubbelerden çınlamamasından onlar bizden daha çok müşteki…
Daha acısı şu ki, Ayasofya Camii’nin müze sıfatına sahip olmasını devam ettiren siyasi iktidarların partileri değiştiği halde, zihniyetlerinin değişmemesi üzüntümüzü katmerliyor.
Hiçbir siyasi iktidar, bunca yıldan beri Fatih’in lanetinden kurtulmak için kendisinde cesaret bulamadı… Lanete uğramaktan korkmayacak kadar cesur olanlar, Ayasofya’yı yeniden millete hediye edecek cesareti bulamıyor ya… Buna üzülmemek ne mümkün…
Ayasofya Camii, zemininde şahit olduğu secdelerin sahiplerine kıyamet gününde belki kurtuluş için şefaatte bulunacak. Ya, camiyi cami olmaktan çıkaranlarla, tekrar cami haline getirmek cesareti bulamayanlara ne yapacak dersiniz?