Necati Doğru tarafından yazılan bu makale, 13 Mart 2006 Pazartesi günü yayınlanan Vatan Gazetesindeki köşe yazısıdır.
Geçen hafta bir haber patladı; uluslararası ciddi bir kurumun yaptığı araştırmaya göre; "Türkiye imaj sıralamasında dünyanın en kötü ülkesi" seçilmişti.
Dünya gazeteleri yazdı.
Dünya TV'leri yayınladı.
İmajı en rezil ülke Türkiye!
Neden en rezil ülke?
Tarihine saygısızlık yapıyor, tarihi değerleri koruyamıyor, saklayamıyor, bakamıyor; kentlerin, özellikle İstanbul'un kurgu ve planlamasını kentin tarihi yapısıyla uyumlu kılamıyor.
Düşündürücü bir haberdi.
Kimse üzerinde durmadı.
Kaynadı gitti.
Üç gün önce de; Japonya'nın Türkiye'ye Kırşehir Kaman Kalehöyük'te arkeoloji müzesi yapsın diye 2.4 milyon dolar (288 milyon Yen) bağış vereceği ancak bu bağışa; "ihalelerde Türkiye rüşvet almayacak" şartını koyduğu haberi çıktı.
Tuz biber oldu.
Rezillik katlandı.
Türkiye hem tarihi değerleri koruyamadığı için imajı dünyada en rezil olmuş ülke damgası yiyor hem de "tarihi saklamak için müze kurulsun diye verilen bağış parasını" da rüşvetçiye yediriyor.
---
Ne diyeyim!
Çok maskara.
Çok utanılacak bir imaj.
Türkiye'de yaşayan bizler "bu utanılacak hale düşmeyi" hak ediyor muyuz sorusu ayrı bir konudur fakat "bu utanılacak durumdan kurtulmayı" ne kadar istiyoruz?
İşte sıra Ayasofya'ya geldi.
Ayasofya'nın dibine!
Duvarının 2 adım ötesine!
İstanbul kentine kimliğini veren dünyanın en eski tarihi binalarından biri olan bu Ayasofya yapısının hemen yanına çelik ayaklar çakılarak, çelik masalar yapılıyor. Çelik masaların üstüne de 60 odalı lüks otel binaları konduruluyor.
İşçiler getirildi.
Çalışmalar başladı.
Önce çelik ayaklar çakılacak ve Ayasofya'nın 10 metre yakınında kazılarda ortaya çıkmış olan dünyanın en eski Bizans saraylarından birini sözüm ona; "korumak, saklamak, muhafaza etmek ve tarihi mirası yeni nesillere göstermek" için bu çelik ayaklı masalar yapılıyor.
Tarih böyle korunacak!
Kedi pisliğini örter gibi...
Tarihi saray kalıntısı üç çelik masanın altında duracak, masaların üzerine biri 9 metre 28 santim, diğer ikisi de 12 metre 63'er santim üç bina yerleştirilecek. Bu binalardan birinin üzerine de havuz yapılacak. Turistler gelip bu havuzda topless (memeler dışarda) yüzerken Ayasofya'ya da bakacaklar.
---
Bu proje yaklaşık 24 yıldan beri yani 1982 yılından beri ısıtılıyordu. Türkiye'nin iki önemli hapishanesinden biri olan (diğeri Bursa) Sultanahmet Cezaevi, önce Four Seasons oteli yapıldı. 2005 yılında da Kültür Bakanlığı bu bölgeyi "Arkeolojik Park, Turizm ve Kültür Alanı" ilan etti.
Ve sonra karar çıktı:
Sanat tarihçileri...
Profesörler...
Arkeologlar...
Mimarlar.
Şehir plancıları...
Belediye temsilcileri...
Arkeoloji Müzesi Müdürü'nün de yer aldığı "İstanbul l No'lu Koruma Kurulu" bu projeyi onaylarak 60 odalı Four Seasons Oteli'nin, yanındaki eski Bizans sarayının üstüne çelik masalar konup, masalar üzerine de 60 oda yaparak genişlemesini onayladı.
İşçiler işbaşı yaptı
Çelik ayaklar çakılıyor.
Halktan da gizliyorlar.
Ayasofya diskolaşıyor.
Japonlar da; "Siz Türklere tarihi koruyun diye para veririm ama rüşvetçiyle yemenizden korkarım" diye bize hakaret ediyor.