MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, geçtiğimiz Cuma günü, kırk civarında il başkanı ve yakın illerden ve Nahcıvan’dan gelenlerle birlikte Kars yakınlarında Ermenistan sınırındaki Ani harabelerinde bulunan Fethiye Camisinde Cuma namazı kılmıştı. Ani harabeleri olarak bilinen yer, Sultan Alparslan’ın Anadolu’ya ilk giriş yaptığı yerdir. Alparslan Ani Kalesini fethedince Abbasi halifesi kendisine Ebulfeth unvanını vermiştir. Burada bulunan Ermeni Gregoryen Kilisesine ait Büyük Katedral’i camiye çevirmiş ve burasına Fethiye Camisi adı verilmişti. Sultan Alparslan’ın Fethiye Camisinde Cuma namazı kıldırmasından sonra burası şehir merkezlerine uzak olmasından dolayı terk edilmişti. Geçtiğimiz Cuma günü burada kılınan Cuma namazı 946 yıl aradan sonra kılınan ikinci Cuma namazıdır.
MHP’nin Ani’de Cuma namazını kılması iyi bir gelişmedir fakat yanlış yer seçilmiştir. Zira Alparslan döneminde Ani, hâkimiyetin sembolü idi ve burada Cuma namazının kılınmasının siyasi ve sosyolojik yönden anlamları vardı. Günümüzde ise Ani’nin bu özelliği ortadan kalkmıştır. Ani artık ne bağımsızlığın ne de hâkimiyetin sembolüdür. Burasının restore edilerek ibadete yeniden açılması gündeme getirilebilir sadece.
Günümüzde Türkiye’nin hâkimiyetinin ve tam bağımsızlığının sembolü olarak illa bir mekân yahut mescit aranacaksa bu şüphesiz ki Ayasofya Camisidir.
Bugün Ayasofya Camisinin ibadete yeniden açılması, Türkiye’nin tam bağımsız oluşunun bir ispatı olacaktır. Bu su götürmez bir gerçektir. Ayasofya Camisinin ibadete yeniden açılmasını bugün ağzına alan bile yoktur. Oysa bu durumun en önemli gündem maddesi olması gerekir. MHP yönetimi eğer kaybetmeye başlamış oylarını yeniden kazanmak istiyorsa Ayasofya konusunu gündeme getirmelidir. Hatta Cuma namazını Ani yerine Ayasofya’da kılmak isteseydi eminim ki parti ayrımı olmaksızın on bineler hatta yüz binler Ayasofya önünde toplanabilirdi. Bu MHP için de bir büyük yükseliş olurdu. Ayasofya’nın anlamı Türkiye’deki bütün mescit ve camilerden daha yücedir. Bu konunun mutlaka gündeme getirilmesi elzemdir.
Ey toplumun sesi olmakla övünen sivil toplum kuruluşları! Hani zulüm kimden gelirse gelsin siz onun karşısında olacaktınız. Hani haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanlardı. Hani mazlumun yanında olmak farzdı. Ayasofya, şu hâliyle zulüm altında değil midir? Aysofya’yı bile ibadete açtırmak için kılını kıpırdatmayan sivil toplum kuruluşlarının Gazze ve Kudüs’teki camilerin özgürlüğü için gayret sarf etmesi ne kadar inandırıcıdır? Özgürlük sadece başörtüsünü savunmak mıdır? Bulgaristan’da veya Yunanistan’da müzeye yahut sosyal tesislere çevrilen camiler nedeniyle bu ülkeleri protesto eden sivil toplum kuruluşları öz ülkelerindeki kendi mescidini prangadan kurtarmak için niçin bir faaliyette bulunmaz. Niçin bir Ayasofya Gönüllüleri Platformu kurulmaz? Parti ayrımı yapmaksızın Ayasofya konusunda birleşmek mümkün değil midir? Bu konuda öncülüğü sivil toplum kuruluşlarının yapması gerekir.
Ey sivil toplum kuruluşları, partizanlık yapmadan Ayasofya için harekete geçin. Zaman tam bu zamandır. Vaktiyle Ayasofya’nın özgürlüğünü isteyenler mademki iktidarda, zaman bu zamandır. Adını bile bilmediğimiz ülkelerdeki insan hakları ve özgürlükler için miting yapanların Ayasofya için kılını bile kıpırdatmaması samimiyetsizlik değil midir? Hani haksızlık kimden gelirse gelsin, biz hep hakkı savunacaktık!