Ahmet Muhsin Meriç, Vakit Gazetesi , 1 Haziran 2005
İstanbul’un fethinin yıldönümünde Ayasofya’nın hüznünü dile getirmezseniz fethin manasını heba etmişsiniz demektir. çünkü Ayasofya, fethin sembolü olduğu gibi Allâh’ın isminin yüceltilmesinin, i’la-yı kelimetullahın sembolüdür. çünkü Ayasofya, Resulullah (a.s.m) müjdesinin mührüdür. Bunun için Ayasofya’nın 500 sene devam eden kudsi vaziyetine tekrar çevrilmesi en az kiliseden camiye dönüştürülmesi kadar mühimdir.
Tarihlerin yazdığına göre 52 günlük kuşatmanın neticesinde, 1453 Mayıs’ının bereketli 29. sabahında, Bizans’ın bütün kaleleri ele geçirildiği halde bile Hıristiyanlarda ‘Bizans’ın imanı’ olan Ayasofya’nın ele geçirilemeyeceği kanaati vardı. O, Roma’nın son kalesiydi. O, aynı zamanda, peygamber vekili II.Mehmed’in rüyası idi. Hem de ne rüya?.. II.Mehmed’i Fatih yapacak bir rüya!..
Romalılara göre semadan elinde kılıçla bir melek Ayasofya’ya inecek, kılıcını bir zata verecek ve o zatın liderliği ile Müslümanlar şehirden kovulacaktır. Tarih bu inancın aksini kaydetmiş, Sultan II.Mehmed eliyle Romalıların son kalesi ele geçirilmiştir. Sultan II.Mehmed Ayasofya’ya girince şükür secdesine kapanmış ve ardından iki rekat namaz kılmıştır. İşte ilk ezan o sırada okunmuş ve artık o vakit Ayasofya katedrali Ayasofya Camii olmuştur. Adet olduğu üzere fetihten sonra en büyük kilise camiye çevrilmiş ve ilk Cuma namazı orada kılınmıştır. Ayasofya Peygamber müjdesi kutlu fethin sembolüdür artık.
Peki ya sonra?
Ayasofya, 24 11 1934 tarih ve 2/1589 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile müzeye çevrilir. Bu hazin hali Ayasofya’da kılınan son Cuma namazına yetişen bir kalem şöyle tasvir eder:
“Vaktiyle içinde gürül gürül ibadet edilen Ayasofya, bugün bütün elbiselerinden soyunmuş, ölü bir mezar sükutu içinde bomboş durmaktadır. Avlusundaki şadırvanlar kurumuş, camiin içindeki halılar, duvarlardaki levhalar, yazılar hepsi kaldırılmış… Bugünkü haliyle Ayasofya, ayakta duran, manasından tecerrüd etmiş bir taş ve sütun yığını halindedir… Ayasofya, şimdiki haliyle içinde mum yanmayan, istavroz ve günah çıkarılmayan bir kilisedir.” (M.Emin Akyüz)
Meşrutiyet devrinde Ayasofya’da binlerce insana vaazlar verip nutuklar irad eden Bediüzzaman Hazretleri’ne göre durum daha da vahimdir. Ayasofya puthaneye çevrilmiştir ve bir an evvel eski kudsi vaziyetine dönüştürülmelidir. O, Ayasofya’yı puthaneye, Meşihat’ı kız lisesine dönüştüren mefkure ile ömrü boyunca mücadele etmiştir. çünkü bu karanlık perdenin ardında milyonlarca mü’mini cehenneme sürükleyen amansız ve imansız bir ateşin alevleri yükselmektedir!
“Biz kalplerimizdeki Bizans’a söz geçiremiyoruz” diyen M. şevket Eygi 30 sene önce yazdığı bir yazıda, bu Nemrut ateşine şöyle işaret eder: “Kalplerdeki kapalı Ayasofya açılmadıkça, İstanbul’daki mabed açılmaz. Fütuhat önce kalplerde, gönüllerde, ruhlarda olacaktır. (…) Ayasofya Camii’ne ağlayan gözler, siz her şeyden önce mühürlü kalpler için yaş dökünüz. Yaşlar belki buzları eritir de kurtuluruz. (…) Bırakınız Ayasofya’yı… Yanındaki Sultanahmed fiilen müze olmuş da, hala gaflet içindeyiz. Sultanahmed’de beş cemaatli namazı beş yüz turist seyrediyor. Bundan ala müze mi olur? Lafı, edebiyatı, aldatmacayı bırakalım artık. önce kalplerdeki Ayasofya’yı açalım. Ondan sonra bakın ne fetihler, ne keşifler oluyor.” (26 Mayıs 1976, Büyük Gazete)
Hem Fethin sembolü Ayasofya, hem de kalplerdeki Ayasofya hakkında binlerce yazı, şiir yazıldı. Bugüne kadar binlerce kalbin Ayasofya’sı açıldı hamdolsun. Ama fethin sembolü Ayasofya hala mahzun. Kalbinde fetih şuuru taşıyan on binlerce genç yetişti. Zamanın Akşemseddin’leri zamanın Fatih’lerini yetiştirmek için çalışıyorlar; çalışmalılar.
Ayasofya hiç eskimemeli! Bu bir dava, hiç sönmemeli! Ayasofya yeni nesillerin zihinlerinden hiç çıkmamalı! Ayasofya İslam’ın şiarı, fethin sembolü çünkü. İstanbul, İslam alemi ikinci bir fethe aç, ikinci bir fecre susamış şimdi. İşte o ikinci fethin sembolü de Ayasofya’nın ibadete açılması olacaktır. Ayasofya, mü’minlerin fecri idi, yine fecrimiz olacak, yine gençler bu rüya ile bu şuurla donatılacak!
Fethin sene-i devriyesinin yaşandığı şu günlerde Ayasofya mahzun bırakılmamalı! Serdengeçti gibi yüksek sesle haykırmalı ve sormalı Ayasofya’ya: “Ey İslam’ın nuru, Türklüğün gururu Ayasofya! Neden böyle bomboş, neden böyle bir hoşsun?!. Hani minarelerinden göklere yükselen, ta maveradan gelen ezanlar?”