Mevzubahis (söz konusu) Türkler olduğunda söylenecek o kadar çok söz vardır ki bunu dillendirmeye kalksanız ne dilde mecal ne de kalemde mürekkep kalır. Zira biz büyük bir milletiz. Hâliyle büyük bir kültürün, medeniyetin de mirasçısı daha doğrusu emanetçisiyiz. Bu bakımdan geçmişi üç beş asrı bulmayan köksüz devletlere de, ne idüğü belirsiz halklara da parmak ısırtan bir mayaya sahip olduğumuz ortadadır. Bu maya sayesindedir ki ‘kınayanların kınamasından korkmayan’ bir yanımız, bir tavrımız vardır her daim.
Dedik ya, biz büyük bir milletiz. Yeri gelir Alpaslan’ın, Fatih’in omzunda kartal oluruz; yeri gelir Mevlâna’nın, Yûnus’un elinde bir güvercin… Bu güvercince hâllerimiz sayesindedir ki Sümela’da Rum, Akdamar’da Ermeni dostlarımızla ayinler yapar; dünyaya medeniyet dersinin âlâsını veririz. Ama ne yazık ki zaman zaman da akıl tutulmalarına yakalanır; yok yere birbirimizi üzer, kahrederiz. Bu talihsizliklerden biri de Ayasofya Camii’nin müzeye dönüştürülmesi hadisesidir. Bu yanlış karar, milletimizin manevî (moral) açıdan çöküntü yaşamasına yol açmıştır dersek -sanırım- abartmış olmayız. Zira Batı’ya meydan okuma simgeleri (symbol) birer birer kepenk kapatınca olanlar olmuş ve ne yazık ki Türk milleti onlarca yıl sürecek bir aşağılık kuruntusuna (kompleks) yakalanmaktan kurtulamamıştır. Bu noktada biz milletin gönül kapılarının tekrar aralanmasının; Ayasofya’nın, hiç olmazsa bayram namazlarında ibadete açılarak milletin ufkunun aydınlanmasına vesile kılınmasının gerekliliğine inanıyoruz.
Ayasofya Camisi’nin niçin Müslümanların ibadetine kapatıldığı; niçin durduk yere müze yapıldığı meselesi kamu vicdanını meşgûl eden en temel meselelerden biridir. Hatta bu mesele devlet-millet ayrışmasına yol açan sebeplerden de biridir ki biz bu noktada devletin halka rağmen değil, halka göre iş görmesinin gerekliliğine inanıyoruz. Dinî azınlıklara karşı başlatılan açılımları da gördükten sonra, Müslümanlar olarak biz de bir açılım istiyoruz. Dahası biz Müslümanlar “Senin dinin sana, benim dinim bana” diyen bir güzel dine inanıyoruz ve inancımızın gereği olarak da din ve vicdan hürriyetine ‘eyvallah’ diyoruz. Lâkin Sümela‘da ayin oluyorsa, Ayasofya’da da bayram namazı olmalıdır. Fatih Sultan Mehmet Han’ın bizlere emaneti Ayasofya bari hiç olmazsa bayram namazlarında ibadete açılmalıdır. Bu olduğu takdirde İslâm dünyası manevî (moral) açıdan şaha kalkacak; Türk dış politikası ‘mankurt’luktan kurtulup, ‘bozkurt’laşacaktır. Ha bu arada ayinin yapıldığı 18 Ağustos tarihine gelince, Fatih Sultan Mehmet Han’ın Pontus devletini yıkarak Trabzon ve civarını fethettiği günlere denk gelmektedir cancağızlar. Peki, bu bir tesadüf müdür? Güldürmeyin adamı… Serik–19.08.2010 Perşembe