Türk Edebiyatı dergisinin Aralık sayısı ne cami ne de kilise ol(a)mayan ama Batılılaşma sürecinin arada kalmışlığını yansıtan Ayasofya hakkında bir sayı ile okurlarıyla buluştu.
Ayasofya son zamanlarda gündemden hiç düşmüyor; yıllar süren restorasyonun tamamlanıp iskelelerin kaldırılması, bazı mozaiklerin ortaya çıkarılması, hanedan türbelerinin restore edilerek ziyarete açılması, liderliğini Yunan asıllı bir Amerikalının yaptığı "Ayasofya Kilise Camiası Organizasyonu"nun Ayasofya'da ayin yapma teşebbüsü ve İtalya'dan gelen prestijli bir ödül... Türk Edebiyatı dergisine bir "Ayasofya Dosyası" hazırlama fikrini vermiş.
Tabii, ilk yaptığıkları iş, dünyanın gözünün üzerinde olduğu bu müzeyi yıllardır büyük bir başarıyla yöneten Halûk Dursun'un kapısını çalmak olmuş. Dosya, onunla yapılan bir söyleşi ile başlıyor. Ayrıca Ayasofya'nın benzersizliğini vurguladığı bir yazıyla dosyaya katkıda bulunuyor Halûk Dursun.
M. Selim Gökçe, "Ayasofya, Âh Ayasofya" başlıklı yazısında, Ayasofya'yı -müze yapılmasını yeterli görmeyip- yeniden kiliseye dönüştürmek isteyen Avrupalıların yüzyıllardır vazgeçmedikleri mücadeleyi, bu muhteşem mabedin nasıl müzeleştirildiğini, geçirdiği restorasyonları ve 1950'den itibaren milliyetçi ve muhafazakâr çevrelerin tekrar camiye çevrilmesi için neler yaptıklarını anlatıyor. Alâattin Karaca, "Ayasofya Karşısında Üç Şair" başlıklı yazısında İsmail Safa, Nâzım Hikmet ve Osman Yüksel Serdengeçti'nin Ayasofya'ya bakışlarındaki farklılıkları anlatıyor. Beşir Ayvazoğlu da "Ayasofya Ressamı" diye tanınan Şevket Dağ'ın hayatından ve Ayasofya'da yaptığı resimlerden söz etmekte. Ferhat Aslan, Ayasofya etrafında özellikle Türk devrinde teşekkül eden efsaneleri ele almakta A. Cihat Beritli ise, Durali Yılmaz'ın Ayasofya'nın macerasını anlattığı, yıllar önce Aziz Sofi, yakınlarda da Ayasofya Dile Geldi adıyla yayımlanan romanını değerlendirmiş. Dosyada, Ayasofya'nın Türk resmine nasıl yansıdığını az çok göstermeye çalışılmış. Bu bakımdan sayının aynı zamanda mini bir Ayasofya Albümü olduğunu söylenebilir.
Dergide Ayasofya dışında şunlar yer almakta: Bilindiği gibi, bu yıl, Cahit Sıtkı Tarancı'nın doğumunun yüzüncü yılı. 1910 yılında doğan ve 46 yaşında hayata veda eden şairle ilgili çeşitli programlar düzenleniyor. Cahit Sıtkı, unutulmayı hiç hak etmeyen çok önemli bir şairdir. Bahtiyar Aslan ve A. Cüneyt Issı'nın imzalarını taşıyan iki yazıyla bu değerli şairi okuyucularına hatırlatmakta Türk Edebiyatı. Ömer Erdem "Şair Tanpınar ya da fiiirinde Olmayan Tanpınar" başlıklı yazısında, Tanpınar'ın kendi şiirini yazamamış, sadece tekniğini değil, duyuşunu da modernleştirememiş bir şair olduğunu iddia ediyor. Geçen ay Mimar Sinan Üniversitesi'nin düzenlediği "Tanpınar Sempozyumu"nda yapılmış bir konuşmanın metni olan bu yazıdaki görüşler, verimli bir tartışmaya yol açabilir.