Ayasofya (şimdi müze) Camii’nin önünden her geçişimizde, minareleri sanki bir süngü gibi bağrımıza saplanıyor, içimizi kanatıyor. Minare şerefelerinde, yıllardır beyaz sarıklı imam-müezzin görülmüyor. Ezan sesi duyulmuyor. Ayasofya’nın içinde de sessizlik doruk noktasındadır.
Utancımızdan dönüp Ayasofya’ya rahat bakamıyor, içine girip de namaz kılamıyoruz. Feryat edeceğinden korkuyoruz. Ecdadımız yüzümüze tükürür korkusu içindeyiz. Onun için, Ayasofya’yı ziyade temaşa edemeden, hemen oradan uzaklaşıyoruz.
KILIÇ BEDELİDİR:
Ayasofya, İstanbul’un fethi ile ve kılıç bedeli olarak, Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye dönüştürülmüştür. Muhteşem hükümdar, ilk Cuma Namazını da Ayasofya’da kılmıştır. O gün Cuma Namazını kıldıran da, fethin manevi lideri ve Fatih Sultan Mehmet Hanın hocası Akşemsettin Hazretleridir.
Zaferin heyecanı ve şükrü içinde kılınan Cuma Namazında, Allâh Resulünün müjdesine nail olan kumandan ve askerler, kim bilir hangi niyazda idiler.
NİYE KAPALIDIR :
Takribi 482 yıl Allâh-u Ekber sesleri ile çınlayan, dolup taşan, Kur’an sesleri ile harmanlaşan Ayasofya, neyin bedeli karşılığında bu seslerden arındırılmıştır. Kimin keyfi için cami olan Ayasofya, müze haline getirilmiştir. Hristiyan dünyasına şirin görünmek için böyle vahim tavizler vermek, ödenmesi gereken bir bedel midir? Milletimiz meşkük olan bir bedelle karşı karşıya mıdır?
Kılıç bedeli olarak alınan bu mabedi, eski haline yani müzeden camiye kalbetmek için, 1975 tarihinde 1. MC hükümeti zamanında, Devlet Bakanımız sayın Hasan Aksay’ın hazırlayıp, imzaya açtığı kararname, hükümet ortaklarımız AP, MHP ve GP’nin bazı bakanlarının iltifat etmemesi sebebiyle akim kalmıştır. Böylece önemli bir imkan da yok olmuştur. Zaman zaman, Ayasofya için tumturaklı sözler sarfeden siyasilerin de kulakları çınlasın.
Bunları düşünerek ve derinden bir ah çekerek Ayasofya’nın önünden geçiyoruz. Ancak, düşüncelerimizden ve ibadete açılacağı günü beklemekten de asla vazgeçmiyoruz. Ayasofya’nın bugünkü görüntüsü ve geçmişi, değirmen taşının altında kalan tane gibi, bizi eziyor. Etrafındaki çiçekli bahçeler, fıskiyeli havuzlar ezikliğimizi, üzüntümüzü gideremiyor. Çünkü, Müslüman Türkün hassasiyeti ile bağdaşmayan kavruk bir anlayışın esareti altındadır, Ayasofya.
NİÇİN MÜZE:
Malumdur ki, Ayasofya’nın kilise olarak Bizans imparatoru Justinien tarafından, küçük ebatta, miladi 532 tarihinde temeli atılmış ve 537 senesinde de tamamlanmıştır. 915 sene 5 ay 5 gün kilise olarak işlev görmüştür. 1453 tarihinde İstanbul’un fethi ile başlayan ve 1 Şubat 1935 tarihine kadar devam eden 482 yıllık bir dönemde de cami işlevi görmüştür. 1 Şubat 1935 tarihinden itibaren günümüze kadar da müze olarak faaliyet göstermiş ve göstermektedir.
Ayasofya’nın müze olarak kalması, milletimizin tümünü rencide etmekte ve bir nevi esaretten kurtulamamasını da içine sindirememektedir. Ayasofya’nın müze olarak kullanılmasını da hazmeden bir ferdi vahit yoktur. Minarelerinde artık ezan sesi duymak istiyoruz. Birilerinin keyfi için, caminin müze olarak bırakılması tavizine, evet diyemeyiz. Buna hakkımız yoktur.
Ayasofya, cami haline dönüştürülmeden önce, önemli Hristiyan eserlerinden birisi idi. Ne var ki ecdadımızın yaptırmış olduğu Süleymaniye, Selimiye ve Sultanahmet şaheserleri yanında esamesi dahi okunmaz. Bunu idrak edecek yöneticilere ve siyasilere ihtiyacımız vardır.
Ecdadımızın vakfiyelerine riayet etmemenin vebali çok büyüktür. Bu iz’an olmadıktan sonra, debelenip durmanın anlamı yoktur, faydası da yoktur. Bizansı fethederek, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in müjdeli hadisine mahzar olan Fatih Sultan Mehmet’in, Ayasofya’nın bugünkü hali karşısında, Fatih Camii avlusundaki kabri şeriflerinde inlediğini duyar gibiyiz ve üzüntüler içinde kıvranıp, durmaktayız.
Müslüman Türkün devlet anlayışında, fethedilen ülkelerin kiliselerini camiye tahvil bir haktı, bir gelenekti. Fütuhat döneminde bu geleneğe riayet edilmiş, onun için fethedilen şehirlerin kale burçlarına Osmanlı bayrakları dikilmişti. İstanbul’un surlarına Ulubatlı Hasan’ın sancağı diktiği gibi. Nerede kaldı o anlayış? Nerede kaldı o hassasiyet? Nerede kaldı milli ve manevi değerlere önem vermek? Nerede o heyecan fırtınası? Hepsi mazide kalmış. Şimdi kupkuru yetişen, tarihini bilmeyen, hatta reddi miras eden bir nesille karşı karşıyayız.
Artık ezan sesine önem veren var mı? Ayasofya için samimi gözyaşı döken var mı? Rahatsızlık duyup, mazisi ile dertleşip, ağlaşan var mı?
İKTİDARLAR NE YAPTI:
Geçmiş dönemin siyasi partileri, hükümetleri ve bilhassa CHP, DP, AP ve şimdi de AKP’yi bu açıdan sigaya çekmemiz gerekmez mi? Geçmişin hesabını sormamız icap etmez mi? Aldığımız cevaba göre tavır sergilememiz gerekmez mi?
CHP döneminde Ayasofya müze haline getirildiği için, CHP bu işin asli failidir. 1950 tarihinde tek başına iktidar olan DP olaya eğilmemesi, statüsünü değiştirmemesi sebebiyle, feri fail durumundadır. AP iktidarında Müslümanların namaz kılmasına dahi tahammül edilmezken, Papa 6. Poul’un Monşer İhsan Sabri Çağlayangil’in gözü önünde yere çökerek, dua yapması önlenememiş, tavır dahi sergilenememiştir. AKP hükümetinin tavrı farklı mı? Hayır. Zira, AKP döneminde de, Papa 16. Benedict’i ülkemize gelişinde, alayu vala ile ve uçak merdivenlerinde tazimle karşıladılar. Onun da Ayasofya’da duasına ses çıkaran olmamıştır.
Bu partileri, dönemleri içinde destekleyenler de, aynı vebalin altındadırlar. 4 minareli olan Ayasofya’nın ilk minaresi Fatih Sultan Mehmed, diğer bir minaresi 2. Bayezid döneminde, diğer ikisi ise Osmanlı mimari tarihine mührünü vuran Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir. Bu minareler hakkı duyurmak için, namaza davet için yapılmış, ama şimdi şerefeleri kuş yuvalarıyla doludur. Ezan sesi yok, ama hüzün çok. Oysa biz minarelerinde ezan okuyan beyaz sarıklı imamları, sadece hayal ediyoruz. Kapılarından cemaatin girdiğini görmek, şadırvanında abdest alanların su şıkırtılarını duymak istiyoruz.
Ayasofya’nın yanından geçiyoruz, ama tarihinden, ecdadımızın mirasından vazgeçmiyoruz. Şair Baki’nin Kanuni mersiyesinde geçen;
“Aldun hezâr büd-gedeyi mescid eyledün
Nakuus yerlerinde okuttun ezanları”
beytini mırıldanarak, şimdilik yetiniyoruz.
İsmail Müftüoğlu
06.12.2007


