Fatih Sultan Mehmet henüz Edirne valisi iken İstanbul’da olan bir deprem sonucu Ayasofya’nın kuzey bölümü bir tarafa meyletmiş ve yıkılma tehlikesi başgöstermişti.
Bu durum Hıristiyanları korkuya saldı.
Şehzade Mehmet, o sırada hayatta olan Mimar Ali Neccar’ı büyük bir dostluk eseri olarak Ayasofya’yı tamir ettirmesi için Bizans hükümdarına gönderdi.
Bursa ve Edirne’deki büyük camilerin mimarı olan bu usta, dört büyük payanda ile ma’bedi yıkılmaktan kurtardı.
Mimar, Ayasofya’nın özellikle, Sarıkçı dükkanları olan bölümdeki dayanak duvarlarının içine iki yüz basamaklı bir merdiven yapmıştı. İşin sonunda İmparator, ona bu merdivenleri ne amaçla yaptığını sorduğu zaman, “Gerektiğinde kurşunluğa çıkmak için” karşılığını verdi.
Bunun üzerine İmparator, Mimar Ali Neccar’ı hediyelere boğdu.
Edirne’ye dönüşünde Sultan Mehmet’e:
“Ey Sultanım, dört büyük payanda ile Ayasofya’nın kubbesini kurtardım. Tamir görevi bana kısmet oldu, onu fethetmek görevi de sana düşüyor. Hatta yapacağım minarenin temelini de hazırladım ve üzerinde ilk namazı da ben kıldım” dedi. (İstanbul Kültür ve Sanat Ansiklopedisi, Ayasofya maddesi.)
Hoyrat bir elin mızrabı eline alıp saz aleti olan “Kanun”un tellerini kırdığı gibi, ehil olmayanlara yönetimin telleri olan kanun teslim edilirse ülke kanununun çok telinin kırılacağını şair, çok güzel ifade edivermiş: