Ayasofya... Bizans’a tanıklık etmiş, Osmanlı’yı yaşamış, Cumhuriyeti ise yaşıyor. Hıristiyanlık âlemi için kutsal olduğu gibi, İslâm dünyası için de manevi bir öğe
Müze, cami, kilise üçleminde politik polemiklere ismi karışmış olan bu tarihi yapının kaderinde iki dönem bulunuyor. Biri I. Ayasofya dönemi olan eski dönem, ikincisi ise, İstanbul’un fethinden sonraki II. Ayasofya dönemi. I. dönem Ayasofya’ya ait hemen hemen bütün yapı ve dokular günümüze kadar gelebilmişken, II. dönem Ayasofya’ya ait birçok yapı ve doku ne yazık ki günümüze kadar ulaşabilmiş değil. Zaten hiçkimse de bu yapılardan haberdar değil. Kayıp Ayasofya’ya ait, imarethane, medrese başta olmak üzere birçok önemli mekândan eser yok. Cumhuriyetin ilk yıllarında korunamayan II. dönem Ayasofya’dan, kilisenin camiye çevirilişini gösteren birkaç önemli doku bulunuyor. Yeni nesil ise katrpostallarda da olsa görebildiği Ayasofya(camii)’nın dışında başka bir yeri görmüyor, bilmiyor. Ayasofya’yı da sadece bu yapıdan ibaret zanediyor. Oysa Ayasofya bir zamanlar başlı başına bir külliye idi.
Fatih’in ilk medresesi yok
İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra şehrin en eski yapılarından Ayasofya çeşitli onarımlarla yaşatılmış ve yeni ilaveler yapılmış. Aysofya’nın onarım ve yeni kısımlarının inşasında, Mimar Muslaheddin, Mimar Sinan–ı Atik, Mimar Ayas, Mimar Hayrettin ve Mimar Sinan’ın büyük emekleri geçmiş. Osmanlı dönemi boyunca Ayasofya’nın anayapısına Fatih Sultan Mehmet tarafından medrese, I. Mahmut tarafından kütüphane, imarethane, şadırvan, sıbyan mektebi, sebil, çeşme, Abdülmecid tarafından muvakkithane gibi önemli eserler ilave edilmiş. Ancak bu yapılardan günümüze kadar sadece I. Mahmut’un yaptırmış olduğu kütüphane gelebilmiş. Kütüphanenin dışında II. dönem Ayasofya’ya ait hiçbir eser şu anda yok. Bu eserler Cumhuriyet döneminde birer birer kaybolup gitmiş. Türk izleri yok edilmiş.
Yok olan bu yapıların en önemlisi Fatih Sultan Mehmet’in yaptırmış olduğu Ayasofya Medresesi. Ayasofya Medresesi’nin müderrisliği dönemin en büyük ilmi payesi sayılıyordu. Ali Kuşçu başta olmak üzere, Molla Hüsrev, Mehmed bin Feramürz gibi alimler Ayasofya Medresesi’nde müderrislik yaptı. Fatih Sultan Mehmet’in Fatih Camii Külliyesi’ni yaptırması ve Semaniye Medresesi’nin açılmasıyla öğrenim bir yerde toplanmış, Ayasofya Medresesi’ne olan ihtiyaç ise azalmış. Sultan II. Mahmut zamanında onarım gören medrese Darü’l Hilatü’l Aliye Medresesi olarak 1924 yılına kadar kullanılmış, 1934 yılında Ayasofya’nın müze olması kararından sonra da diğer yapılarla birlikte tamamen olup gitmiş.
İmarethane, sıbyan mektebi, medrese başta olmak üzere kayıp Ayasofya’nın izini aramaya başlayan Ayasofya Müzesi eski Müdürü Arkeolog–Sanat Tarihçisi Erdem Yücel, Osmanlı dönemi Ayasofya’sının bilinçli bir şekilde yok edildiğini söylüyor. Yücel, “Eski Ayasofya günümüze kadar gelebilmişken, ondan daha genç olan Osmanlı dönemi yapılarının yok oluşunu anlamak mümkün değil. Ortada bir kayıp Ayasofya var. Kimse bunu bilmiyor. Ben görevli olduğum sürede eski dokuları ortaya çıkarmak için ekip hâlinde günler süren bir çalışma yaptık. Merhum Mimar Alpaslan Koyunlu ile Fatih’in yaptırmış olduğu medresenin temelini ortaya çıkardık. Diğer eserleri tam olarak inceleyemedik. Ayakta kalan kütüphaneyi ise onardık. Fatih’in İstanbul’u fethettikten sonra yaptırmış olduğu ilk medrese. Bu medrese dikdörtgen bir plan şeması gösteriyor. 12 odalı bir yapı idi. Osmanlı döneminden önceki Ayasofya tahrip edilmemiş sadece birkaç mekânın kullanım amacı değiştirilmiş. Osmanlı dönemine ait birçok önemli mekânın bilinçli bir şekilde yok edildiği karşımıza çıkıyor. Çünkü böylesine mekânların yok olması başka türlü izah edilemez” şeklinde konuşuyor.
Vakfiyeden haber yok
Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethinden sonra Ayasofya’da kıldığı ilk cuma namazının ardından bu yapıyı onarmış ve yeni yapılar ilave etmiş. Tam anlamıyla olmasa da bir külliye kuran Fatih Sultan Mehmet, Osmanlı geleneğinden gelen bir hareketle burası için bir vakıf kurmuş. Fatih Sultan Mehmet’in “Kenise–i Münakkaşa” diye tabir ettiği vakfiyenin, Ayasofya Külliyesi’nin yaşaması için birtakım hanların ve dükkanların gelirini buraya bağlamış. Ancak günümüzde Ayasofya Vakfiyesi’ne ait herhangi bir gelir kaynağına ve vakıfa ait dükkan ve işhanına rastlamak mümkün değil. Bu dükkanların ve hanların akıbeti ise belli değil. Vakıf malı devredilemez, satılamaz ibaresi gözönünde bulundurulursa o dönemlere ait dükkanların ve işhanlarının en azından yerlerinin kimlere intikal ettiği bilinebilir.
Ayasofya ile ilgili olarak çalışmalar yapan Ayasofya Müzesi eski Müdürü Erdem Yücel vakfiyeden eser olmadığını belirterek şöyle konuşuyor: “Zaman çok eski, ama vakfiye geleneğinde malın kime devredildiği, ne şekilde olduğu bilinebilir. Ancak üzerine düşülmediği için şu anda birşey söylemek mümkün değil. Belki şu anda Ayasofya’nın çevresindeki dükkanların en azından mekânı vakıf malıdır. Böyle ise o zaman dükkanlar da vakıf malı sayılır. Bu dükkanları işletenlerin vakfa kira vermesi gerekir. Bunu Vakıflar Müdürlüğü’nün takib etmesi gerekir. Bu sadece bir varsayım ve bir tahmin. Çünkü buralardan gelen gelirler Ayasofya’nın tamiratı ve giderleri için harcanır. Onarım ve tamirat için illa da ödenek beklemeye gerek kalmayacak.”
Türbeler harap
Ayasofya Külliyesi içinde bulunan Osmanlı dönemine ait mekânlardan birisi de Osmanlı sultanlarının türbesinin bulunduğu kısım. Türbeler günümüze kadar gelebilmiş ama tam olarak muhafaza edildiği söylenemez. Türbelerde Sultan 2. Selim, 3. Murat, 3. Mehmet, Sultan İbrahim ve 1. Mustafa’nın sandukalarının yanısıra, şehzadelerin, sultan eşlerinin ve çocuklarının da mezarları bulunuyor. 3. Murat’ın annesi Safiye Sultan, Mihriban, Fatma sultanlar başta olmak üzere yirmi bir kızı, Sultan 1. Ahmet’in şehzadelerinden Kasım, Sultan 3. Mehmet’in üç oğlu, iki kızı, Sultan İbrahim’in bir şehzadesi ile iki sultanı olmak üzere elli dört sanduka bulunuyor. Ayrıca türbenin yanında Sultan Murad’ın oğullarının gömülü bulunduğu şehzadeler türbesi yer alıyor.
Osmanlı sultanlarına ve şehzadelerine ait Ayasofya’daki türbeler itina ile yapılmasına rağmen, daha sonra kendi hâline bırakılmış. Cumhuriyet döneminde kapısına kilit vurulan türbelerin duvarları çatlamış, sandukaların üzerlerini örten malzemeler dökülmüş, metruk hâle gelmiş. Sanat Tarihçisi Erdem Yücel’in Ayasofya Müzesi Müdürü olarak atanmasından sonra türbeler elden geçirilmiş, baştan sona tadilatı yapılmış. Yücel, tamirat ve tadilatla yetinmemiş bir de burayı yerli ve yabancı turistlerin ziyaretine açmış. Ancak Yücel’in görevinden ayrılmasından sonra türbeler tekrar kapatılmış. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra Yücel, tekrar görevine başlamış, türbeler de tekrar açılmış. 1996 yılına kadar Yücel’in görev süresiyle birlikte türbeler açık kalmış, bu tarihten sonra tekrar kapatılmış. Yani Yücel gelmiş türbeler açılmış, Yücel gitmiş türbeler kapatılmış. Şimdi ise türbeler kapılarına kilit vurulmuş ve kendi hâllerine bırakılmış durumda.
Ayasofya Müzesi eski Müdürü Erdem Yücel türbelerin tekrar harabeye dönüştüğünü belirterek şunları söylüyor: “Türbeler kısmını onarıp ziyarete açtım. Hatta açılışı dönemin Kültür Bakanı Fikri Sağlar yapmıştı. Ben görevde kaldığım sürece türbeler ziyarete açıktı. Birçok insan türbeleri ziyaret ederek Ayasofya’da türbelerin olduğunu öğrendi. Benim olmadığım dönemlerde türbeler kapatılmış. Şimdi ise yine kapalı. 4 yıldır türbelerin kapısı açılmamış. Her taraf eski hâline dönmüş. Türbelerin hâli şu anda harap durumda. Böylesine önemli olan türbelerin kendi hâline bırakılmasını anlamak mümkün değil. İlk defa 5 Osmanlı Sultanı birarada bulunuyor. Bu bakımdan da çok önemli bir yer. Bu türbeler sıradan türbeler değil, bir de burada Türk sanatı ortaya koyulmuş. Çiniler, mozaikler ve ahşaplardaki desenler Türk mimarisinin özelliklerini ortaya koyuyor.”
İçinde yaşadığımız dönemde bile tartışmalara konu olan Ayasofya ile ilgili olarak kamuoyu nezdindeki bilgiler ne yazık ki yetersiz. Hemen hemen herkesin kilisenin camiye çevrilmiş olarak gördüğü mekândan ibaret sandığı Ayasofya aslında bir külliyeden müteşekkildi. Hıristiyanlık dönemine ait dokuların önplana çıkarıldığı Ayasofya’da Türk izleri kasıtlı bir şekilde silinmiş. Medrese yıkılmış, sıbyan mektebi gibi birçok önemli mekân ortadan kaybolmuş. Tarih bu durum karşısında aciz kalırken, yeni nesil II. dönem Ayasofya’ya ait bu yapıları hiçbir zaman göremeyecek. Sadece kayıp Ayasofya olarak kayıtlardaki yerini alacak.
Haşim Söylemez
aksiyon.com.tr
E—mail:
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız


