26 Şubat 2008, 15:41
Süleyman Arif Emre
Milli Gazete
1952 senesinde Türkiye’ye patrik olarak gelen ATENEGORAS, zamanın Cumhurbaşkanı Celal Bayar’dan, Ayasofya’nın kiliseye çevrilmek üzere kendilerine verilmesini istemişti....
Gelelim Ayasofya davasına:
Çünkü bu dava, konumuzla doğrudan ilgilidir. 1952 senesinde Türkiye’ye patrik olarak gelen ATENEGORAS, zamanın Cumhurbaşkanı Celal Bayar’dan, Ayasofya’nın kiliseye çevrilmek üzere kendilerine verilmesini istemiş. Bu haberi duyunca çılgına dönen arkadaşım rahmetli OSMAN YÜKSEL (Namıdiğer Serdengeçti) sert bir makale yazarak, AYASOFYA’NIN KİLİSE YAPILMASINA KARŞI ÇIKMIŞTI.
Zamânın devlet ricâli, kim bu küstah diyerek OSMAN YÜKSEL’in aleyhine “Millî mukavemeti kırdığı, Türk Yunan dostluğunu ihlal ettiği” iddiasıyla Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir kamu davası açtırmıştı.
Davanın sevk maddesi, T.C.K.’nın 161’inci maddesidir. Bu maddenin metni, o günkü şekliyle cezayı, idamdan başlatıyordu.
Bu maddeye göre Sanık Osman Yüksel’in, önce garnizon komutanlığı mahkemesinde ilk sorgusu yapılmış, zamânın Millî Savunma Bakanı SEYFİ KURT BEY imzasıyla, Osman aleyhinde dava açılmasına, resmen izin verilmiştir.
Bu işlem çok dikkat çekicidir. Görülüyor ki, ABD’nin nüfûzû, Patrik Atenegoras’ın isteği söz konusu olunca, Bir yazarın idam ettirilmesi için bütün prosedürler zorbalanabiliyor.
Onun için diyoruz ki, yeni Vakıflar Yasası’nın, mahzursuz gibi gözüken hükümleri, emperyalist emellerin tatmini bahis konusu olursa, bizim mahkemelerimiz, millî menfaatlerimize uygun hüküm verse bile, AİHM millî menfaatlerimizi ve Müslüman halkımızı yok farzederek, batılıların lehine kararlar verebilecektir. Demek ki, bizim kimi devlet adamlarımız, icâbında millî menfaatlerimizi görmemezlikten gelebiliyor. AB’ye uyum kanunlarının hükümleri ile yeni Vakıflar Kanunu’nun hükümleri, birlikte mütalaa edilirse verilecek tavizlerle milli menfaat, milli özelliklerimizin ve şahsiyetimizin yerinde yeller esebilir.
(AYASOFYA DAVASI)’nın bütün ayrıntılarını gözler önüne sermemize bu köşe yazısının sütunları müsait değildir. Ancak arkadaşım Osman Yüksel SERDENGEÇTİ, sağlığında bu konuda ayrıntıları ihtiva eden bir kitapçık çıkarmıştır, merak edenler ibret almak için bulup inceleyebilirler. Bu davanın avukatı olarak bendeniz birkaç çarpıcı ayrıntı üzerinde durarak, Ayasofya Yazısı’nın tümünü sizlere sunacağım.
Birinci ayrıntı:
Davaya bakan Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne, davayı takip eden savcı NURİ SÜER’in iddiaları çok enteresandır. Savcı 17/1/1953 tarihli iddianamede: “Muharririn Ayasofya’yı, kilise yapmak isteyenlere cevab verdiği yolundaki müdafaasının, samimi olduğunu” kabul etmekte mümkün değildir. “Çünkü ASLINDA KİLİSE OLAN AYASOFYA’NIN evvela cami yapılması, sonra da müze haline konulması idari bir muameleden ibarettir” deniliyor.
Eğer bu mantık geçerliyse, Anadolu’nun tümü de, Malazgirt’ten önce rum diyarı olarak anılıyordu. Savcılık resmen, “Fâtih Sultan Mehmet Hazretleri’nin, halen, fiilen, kanunen ve resmen cami sayılması gereken vakfiyesini hükümsüz saymış oluyor. Bu mantık yürütülürse Malazgirt’ten bu yana ecdadımızın bin seneyi aşkın vatan saydığı yurdumuzun da aslında rum malı olduğu neticesine varılır.” Fatih ile beraber Alpaslan Gazi’nin de hakkı yok farzedilmiş olur.
Halbuki gerek, Cumhuriyet’ten önceki, hükümlere göre, gerekse Medeni Kanunun mer’iye vaz’ı hakkındaki kânûna göre ve gerekse Vakıfla eski mevzuatına göre ve gerekse medeni kanunun, vakıflara mütedair hükümlerine göre, Mazbut ve hayrat vakıflar, kesinlikle vakfedildikleri gaye dışında kullanılamaz. Müktesep haklar ve kurallar bunu emreder. Müze olarak gayesinin değiştirilmesi dahi yersizdir, hükümsüzdür, geçersizdir.
Bugün bu hukuk dışı görüşlere vatanımızda gözü olan Ermeniler, Rumlar ve Pontus Rum devletini ihya etme rüyâsını görenler dört elle sarılıyorlar. Türkiye’yi AB’ye almaya taraftar gözükenlerin de içgüdüsünde de bu mantık yatıyor.
AYASOFYA DAVASI NE oldu derseniz, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi bu davayı red etti. Rahmetli OSMAN YÜKSEL’i berâat ettirdi.
Ankara savcısı HAKKI EGESEL beraat hükmünü temyiz etti. Yargıtay Birinci Ceza Dairesi Beraat hükmünü ONAYLADI.
"Yeni Vakıflar Kanunu ile LOZAN MUAHEDESİNİN kazandırdığı hakkı mükteseplerin mesnetlerini ortadan kaldırıyor”, şeklindeki itiraz ve endişelerin üzerinde titizlikle durmak gerek. Zira ortada bir AİHM var. Bu mahkemenin batılıların emperyalist emellerini gerçekleştirmek için, elinden geleni yapacağını hesaba katmak zorundayız.
Ayasofya davası bu tehlikeyi haykıran tarihi bir ibret levhasıdır. Bizimkiler Türk-Yunan dostluğunu zayıflatmak, millî mukavetemizi kırar diye, bir yazarımızın idam edilmesini bile göze alırken, Yunanlılar Batı Trakya’da, Müslüman kardeşlerimize kan kusturuyorlar. Onların bütün müktesep haklarını ve tabii hukuklarını çiğniyorlar. Görülüyor ki uygulama alanında değişen bir şey yok. Uyanık ve titiz olmalıyız diyor, SERDENGEÇTİ’NİN dava konusu yazısını size aynen aktarıyorum:
AYASOFYA
Ey İslam'ın nuru, Türklüğün gururu Ayasofya!
Şerefelerinde fethin, Fatih'in şerefi,
Işıl ışıl yanan muhteşem mabet!...
Neden böyle bomboş, neden böyle bir hoşsun?
Hani minarelerinden göklere yükselen,
Ta maveradan gelen ezanlar?...
Hani o ilahi devir, ilahi nizamlar?...
Ayasofya ses vermiyor,
Ayasofya bir hoş,
Ayasofya bomboş!...
Hani nerede?
Şu muhteşem minberde,
Binlerce erin baş koyduğu şu temiz yerde,
Şimdi hangi kirli ayaklar dolaşıyor?...
Ayasofya! Ayasofya!...Seni bu hale koyan kim?
Seni çırılçıplak soyan kim?!...
Hani nerede?
Gönüllerden kubbelere,
Kubbelerden gönüllere
Gürül gürül akan Kur'an sesleri?...
Kur'an sesleri dindirilmiş,
Müslümanlar sindirilmiş!...
Allâh-Muhammed-Hülafa-i raşidinin
İsimleri kubbelerden yerlere indirilmiş!...
Fethin, Fatih'in mabedinden kitab-ı mübini,
Bu ulu dini kaldıran kim?
Dinimize, imanımıza saldıran kim?
Mabedimin göğsüne uzanan namahrem eli,
Kimin elidir?!...
Söyle Ayasofya, söyle.
Seni puthane yapan hangi delidir?!...
Elleri kurusun, dilleri kurusun!
Ayasofya! Ayasofya! Seni bu hale koyan kim?
Seni çırılçıplak soyan kim?!...
Ayasofya,
Ey muhteşem mabet;
Gel etme,
Bizi terketme!...
Bizler, Fatih'in torunları, yakında putları devirip,
Yine seni camiye çevireceğiz...
Dindaşlarımızla,
Kanlı göz yaşlarımızla,
Abdest alarak secdelere kapanacağız,
Tekbir ve tehlil sadalarıboş kubbelerini yeniden dolduracak
İkinci bir fetih olacak,
Ezanlar bu fethin ilanını,
Ozanlar destanını yazacaklar...
Putperest Roma'ya yeni bir mezar kazacaklar, sessiz ve öksüz minarelerinden yükselen ezan sesleri fezaları yeniden inletecek! Şerefelerin yine Allâh'ın ve O'nun sevgili peygamberi Hz. Muhammed'in aşkına, şerefine ışıl ışıl yanacak; bütün cihan Fatih Sultan Mehmed Han dirildi sanacak!...
Bu olacak Ayasofya,
Bu muhakkak olacak...
İkinci bir fetih, yine bir ba'sü ba'delmevt...
Bugünler belki yarın, belki yarından da yakındır,
Ayasofya, belki yarından da yakın!...
Osman Yüksel Serdengeçti


