Lütfü Özşahin
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
07.12.2006
Papa’nın gelişi ile gündeme oturan Fener Patrikhanesi dolayısı ile değerli bir okuyucum bana “Kin Kapısı”nın efsane olup olmadığını soruyor. Maalesef bu bir efsane değildir. Bu Fener Patrikhanesinin kinini canlı tutan, devam ettiren, bileyen gerçeğin ta kendisidir.
Bilindiğ gibi Yanya Valisi Tepdenli Ali Paşa’nın Osmanlıya İhanet etmesinin ardından 2 Şubat 1821 yılında Yunan ayaklanması sırasında Mora İsyanı çıkmış. Binlerce Müslüman Türk kılıçtan geçirilmişti. Dönemin Padişahı İkinci Mahmut, Sadrazam Benderli Ali Paşa’yı görevlendirmiş ve bu ayaklanmada parmağı olanların derhal tesbit edimesini istemiştir. Yapılan tahkikatta ve Patriğin evine düzenlenen baskında Patrik Beşinci Grigorius'un "ihanet" ettiği tespit edilir. Ayrıca Osmanlı’nın amansız düşmanı Rus Çarı Alexandra yazdığı istihbarat mektupları ortaya çıkar ve yargılanan patrik, halkı isyana teşvik etmek ve devleti Osmani Aliye ihanet etmek suçuyla "idam"a mahkûm edilir. İnfaz, Fener Patrikhanesinin kapısı önünde icra edilir.
Bu olay üzerine Patrikhane Sinod Meclisi toplanarak konuyu görüşür ve Patriğin önünde idam edildiği kapıyı "Kin Kapısı" olarak adlandırarak, bu kapının kapatılması kararını alır. Ta ki, bu kapı önünde idam edilen Patrikle aynı değerde Müslüman bir din veya devlet adamı asılmadıkça, kapının açılmaması konusunda Kutsal kitap İncil üzerine yemin edilir. Bu kapı hâlâ kapalıdır!.. Bugün halen Fener Rum Patrikhanesi'ne gelen ziyaretçiler, ana kapının sağ ve sol girişlerinden içeriye alınmaktadır...
Çünkü henüz Patriğe denk bir Müslüman Türk, bu “Kin Kapısı’nın” önünde sallandırılmış değildir.
Tabii şimdi gidin ve Patrikhane görevlilerine Patrikliğin “Orta Kapısını(Kin Kapısı)” niye açmıyorsunuz diye sorun. Elbette size gerçeği söylemeyeceklerdir. Başka sıradan, sudan mazeretler uyduracaklardır. Ne de olsa bu bir siyaset işi, takiyye işi. Emin olun İstanbul’u yeni bir Bizans yaptıkları gün bu gerçeği hiç çekinmeden söylerler. Zaten bütün gayretleri de bu.
Hemen belirteyim ki Ayasofya’nın müze yapılmasıyla bu hayalerinin ilk basamağını gerçekleştirmişlerdir.
Öyle ki, Rus Moskova Patriği bir konuşmasında açıkça “Biz 1000 yıla yakın bir zaman diliminde Ortodoks Hıristiyanların en büyük mabedi olan Ayasofya’nın kubbesinde Ay ve Yıldız görmekten hoşlanmıyoruz” demişti. Yani adamlar er veya geç Ayasofya’yı Kilise’ye İstanbul’u da yeni Roma’ya döndürceğiz diyorlar.
Papa, Ayasofya’da dua etmedi diye sevinecek miyiz?
Tarihsel, toplumsal ve siyasal derinliği olmayan bazı yazarlar Papa Ayasofya’da dua etmedi diye neredeyse çığlık atacaklar. Buna sevineceklerine orası hala niye müze diye hüzünlenmeleri gerekmez mi? Papa geldi Ayasofya’da dua etsin mi etmesin mi? Bu tepki şekli ve siyaset anlayışı ile bir yere varılamaz. Yahu bir insan ister yerde, ister denizde, ister havada, isterse de müzede dua eder bunu engellemek insan haklarına, din ve vicdan özgürlüğüne aykırıdır. Bence bu yanlış bir davranış, esas konuyu savsaklamaktır. Papa’ya kızacağımıza Atatürk’ün adını ve imzasını da kullanarak Ayasofya’yı müze yapan zihniyete kızalım, İstanbul (İslambol) ismini içine sindiremeyen, hatta Fatih İstanbul’u keşke almasaydı, Anadolu keşke müslüman olmasaydı diyen Rektör müsveddelerine, içimizde her köşe başını tutmuş Garpzadelere kızalım. Acaba Ayasofya müze yapılırken Türk milletine soruldu mu? Acaba bugün referandum yapılsa Türk milletinin % kaçı Ayasofya’nın müze olmasına razı olur?
Sen Fethin sembolü Ayasofya’yı Fatih’in ve şehitlerin kemiklerini sızlatarak müze yapmışsın, etrafındaki Fatih medresesini yıkmışsın, bir zamanlar orayı asker kışlası olarak kullanmışsın ve demek istemişsin ki, Ey Hıristiyan dünyası! “Biz İstanbul’a, artık fethe ruh ve anlam veren bir anlayışla yaklaşmıyoruz, burası bizim için Türk İslam medeniyetinin merkezi değildir, burası bir kültürler başkenti ve mozaiğidir, artık Asyasofya bizim açımızdan Fatih’in ve “kutlu fethin” sembolü değildir. Fatih orayı Camii yapmakla yanlış yaptı, biz orayı müze yapmakla tüm medeniyet değerlerimizden ve iddiamızdan vazgeçtik. İleride şartlar müsait olursa yani Türk milleti dinine, tarihine ve değerlerine biraz daha yabancılaşırsa, duyarsızlaşırsa burayı tekrar kiliseye de çeviririz, endişelenmeyin” ve sonra da diyorsun ki, Papa dua etmesin bu ne yaman bir çelişkidir. Bu ne yaman bir tutarsızlıktır. Efendiler, yapılacak ve seslendirilecek siyaset şudur. Eğer harıl harıl çalışan Bizans Enstitüleri, Katolik ve Ortodoks dayanışması, hatta AB ve ABD desteği ile İstanbul’un yeniden Bizanslaşmasını istemiyorsanız ve bu konuda samimi iseniz Ayasofya’yı tekrar Camiye çevirip ibadete açarsınız. Milletimizi sevindirerek onurunu ve şahsiyetini kurtarırsınız Orası tekrar Fethin ve İstanbul’un bizim olduğunun tescili ve simgesi olur o zaman Papa da dua etsin Patrik de, hatta Hüseyin Hatemi’nin deyimi ile Sevimli Papa Kardeş! Vatikan’ın tüm kardinalleri ile beraber ayin yapsın bunun hiçbir sakıncası yok.
Papa herkesi şaşırtmış
Hakikaten Vatikan’ı, onun kanlı tarihini, bir zamanlar Papa’ların Tanrı’nın vekili (vicarius Dei) olarak imparatorları tahttan indirip tahta çıkaran bir gelenekten geldiğini bilmeyen, Opus Dei vasıtasıyla dünya üzerinde en az 400 üniversiyete, 1400’den fazla koleje, büyük bir servete ve paraya sahip olduğundan habersiz olan, büyük gizli servislerle hatta silah kaçakçılığı ve uyuşturucu trafiğine kadar herşeyle iç içe girmiş, ülkelerde ihtilal çıkarma gücüne sahip bir devlet olduğunun farkında olmayan bir çok yazar ve çizer güleryüzlü Papa’yı nerede ise göklere çıkardılar, hatta bu kadar sempatik bir ihtiyarın karşısında şaşırdılar. Zira siyasal ve tarihsel derinlikleri yok.
Hemen ifade edeyim ki, Papa beni hiç şaşırtmadı. Zira Pavlusçu bir temele dayanan misyonerliği özünü iyi özümşemiş ve Vatikan denilen devasa gücü tanıyan her birey Papa’nın Ayasofya’da “Huzur duruşuna (ne anlama geliyorsa), İstavroz çıkarmamasına, Türk bayrağı sallamasına, barış nutukları atmasına şaşırmaz. Çünkü misyonerliğin ve Vatikan siyasetinin dayandığı yöntem ve metodoloji şudur:
Pavlus şöyle der: “Şimdi benim görevim nedir?.. İncil’i ücretsiz anlatmaktır. Çünkü ben herkesten özgür iken, daha çok adam kazanayım diye, kendimi herkese kul ettim. Yahudileri kazanayım diye yahudilere yahudi gibi davrandım. Kendim şeriat altında olmadığım halde, şeriat altında olanları kazanayım diye şeriat altında imişim gibi davrandım. Allâh’a karşı olmayanlara, Mesih’in şeriatı altında olduğum halde, şeriatı olmayan gibi davrandım. Zayıfları kazanayım diye, zayıflara zayıf oldum; her ne surette olursa olsun, bazılarını kurtarayım diye, herkese her şey oldum. Hepsini İncil için yapıyorum (Hristiyanlığın yayılması için L.Ö) ta ki Ondan hissedar olayım”. (Bkz. Korintoslulara I. Mektup 9/15)
Peki Papa’nın aynen bu siyaseti uyguladığı ve yargımızın doğruluğu tasdik edilmedi mi? Hem de jet hızıyla; bakın ne diyor üst düzey bir Vatikan yetkilisi “Papa’nın Almanya’da yaptığı konuşma Kilise’nin İslam’a karşı tutumunun nasıl olacağının stratejisini kesin olarak belirlemiştir. Papa’nın Türkiye’de halka ve İslam’a karşı birtakım jestler yapması İslam konusunda belirlenen çizgiden sapılacağı anlamına gelmez.”
Evet Papa Türk halkının, siyasal ve tarihsel derinliği olmayan yüzeysel yazarların ve siyasilerin kalbini kazanmak için aynen Pavlus gibi hareket etti. Kendisini barışın ve sevginin, havarisi sembolü gibi tanıttı. İşte misyon, siyaset, taktik ve strateji böyle olur. Geldi, İslam ve Türkiye’ye karşı yeni bir Ortodoks ve Katolik kuşatmasını başlattı
Biraz amiyane olacak ama umarım hoş görürsünüz Papa’nın yol açtığı trafik çilesinden dolayı bağırıp çağıran bir Şoförün deyişi ile “Ey papa oturttun bizi Şapa” Hakikaten adam tüm Türkiye’yi şapa oturttu. Ama Allâh’a şükür Kur’an ve sahih sünnet doğrultusunda düşünenler, Batıyı tanıyanlar pagan Roma ve Pavlus’un beraber inşa ettiği Hıristiyanlığı ve Dinlerarası Diyalog’un iç yüzünü bilenler asla şapa oturmamıştır. Zira inanalar her zaman bilinç düzeyinde teyakkuz halinde olmak zorundadırlar. Bunun paranoya ile hiçbir alakası yoktur. Zira Endülüs’ü, İstiklal Savaşı’nı, Yemen’i, Bosna’yı, Irak’ı, Afganistan’ı Filistin ve Kudüs’ü unutmayanlar bu yargımıza mutlaka hak verceklerdir.


