Selahaddin Eyyubi Hıristiyanların elinden Kudüs'ü aldığında bunun Müslümanlar arasındaki yankısı büyük olmuş, Müslümanların kendilerine güveni artmıştı.
O büyük fetihten sonra İslam dünyasını sevince boğan diğer fetih, İstanbul'un Fethi, komutan ise Fatih Sultan Mehmet'ti.
İstanbul'un fethiyle bir kez daha güven tazeleyen, arap yarımadasına ve anadoluya sığmayan Müslümanların önündeki en büyük engel olan Bizans'ın yıkılmasıyla, Hıristiyan dünyası bir kez daha büyük bir yıkım yaşamış, İslam dünyasının üstünlüğü karşısında boyun eğmek zorunda kalmıştı.
İstanbul gerçekten de islam dünyasının batıl dünyaya olan üstünlüğünü belgeleyen dünya üzerindeki en güzel nişaneydi. Önceden Kostantinapolis olan kadim kent, müslüman olarak, "İslam bol" manasına gelen İstanbul ismini almıştı. Bu şehrin mühtediliği batı için bir eziklik vesilesi olmuştu, oluyor.
İstanbul'un içinde bir yapı vardı ki, İstanbul'un dünya üzerindeki misyonunu İstanbul için üstlenmişti. Bu yapı Ayasofya idi. Ayasofya da bir kilise kimliğinden, İslam'a kavuşarak, Ayasofya Camii olmuştu.
Bu mabed o, sahip olduğu manevi, siyasi ve tarihi havayla Müslümanlara güç veriyor, batıl dünyaya ise umutsuzluk ve ezeli kadarleri olan yenilmişlik duygusunu hissettiriyordu.
Fakat günümüzde, batılıları hoşnut etmek adına, bu İslam dünyası için değeri ölçülemez yapı, bütün manevi, tarihi ve misyonsal değerleri hiçe sayılarak bir müze haline getirildi.
Samimi Hıristiyanların bile üzüleceği bir durumda olan Ayasofya, şimdilerde sıradan bir tarihi yapı muamelesi görmekte. Her iki dine de hizmet eden bu mubarek yapı, artık turistlere, operalara ve bilmem hangi senfoni orkestralarına hizmet ediyor.
İstanbul'un Fethi Ayasofya'yla taçlanmıştı. Şimdi İstanbul mahzun. Camilerinin sadece manzara ve tarihi eser muamelesi görmesinden mahzun. Umarız başta Ayasofya Camii olmak üzere bütün ibadethaneler tekrar eski canlılığına kavuşur ve yapılma ve hizmet etmeleri gereken amaçlarına hizmet ederek huzur bulurlar.