Cordoba (Kurtuba)... İslamiyet'in Avrupa Birliği'ndeki en muhteşem yapıtı. İspanya'nın güneyindeki Cordoba şehri, Emeviler'in, yani Avrupa'daki ilk Müslümanların merkeziydi. Afrika'dan geçip, İspanya'nın yarısını fethetmişlerdi. 500 yıl falan kaldılar oralarda...
Emeviler'in ilk halifesi, Emir Abdurrahman da, 785 yılında Cordoba'ya bir cami yaptırmıştı. Cordoba Camii... Sonra? Sonra... Cordoba şehri, yeniden İspanyollar'ın eline geçti. Bu arada, İstanbul da, bizim elimize geçmişti... Fatih Sultan Mehmet, malum, ilk iş, Ayasofya'yı camiye dönüştürdü.
E bi rövanş ister... İspanyol Kralı 3'üncü Ferdinand denilen arkadaş da, Cordoba Camii'ni Katedral'e dönüştürdü, 1523'te... Ayasofya, şu anda müze. İbadete kapalı. Bir detay var... Yanlış hatırlamıyorsam, 1991 yılında, dönemin Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek, eskiden padişahların namaz öncesi dinlenme yeri olarak kullandığı küçük bir mekânı, tamir ettirdi, mescit haline getirdi... Çok da iyi yaptı. Sadece burada namaz kılınıyor. Peki Cordoba'da durum ne? Orası, ibadete açık... Hem de ardına kadar açık... Ama sadece Katoliklere. Müslümanlara değil mescit, su bile yok.
14.11.2006 / YILMAZ ÖZDİL / SABAH
Ayasofya ve Kurtuba
Suavi Kemal,
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
, Milli Gazete - 20.02.2006,
Ortaçağdan beri batı literatüründe şövalye romanlarından, Dante’ye İslam’a ve Hz. Muhammed’e hakaretler yağdıran ciltler dolusu “esere” imza atan, Müslümanları bilincinin her katında düşman olarak gören bir dünyanın çocukları çiziktirdikleri ile kendi yollarında inat ettiklerini gösteriyor. İslam=Terör, Müslüman=terörist denklemi batılı medyada ve “think-tank” kuruluşlarında bayrak gibi dalgalanıyor. Peki, hâl ve gidiş böyle iken yani batının her cephede İslam’a saldırmak için bahane aradığı bir zaman diliminde yaşarken yine batı patentli “Medeniyetler İttifakı” fikri de piyasaya sürmesinin arkasında iyi niyet aramak anlamlı mı sizce?
“Medeniyetler İttifakı”, dört yanı silahlarla kuşatılan, her an ölüm tehlikesi altında tutulan bir insana, silahları yönelten kişinin gösterebileceği dostluk kadar sahici gözüküyor bana.
Ancak , iş “Medeniyetler İttifakı” diye bir etiket üretmekle de yetmiyor. Bu fiyakalı proje adım adım, merhale merhale bir yere doğru “yürütülüyor”. Mesela İspanya Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero’dan İspanya Başbakanı Cordoba Katedrali ve Ayasofya Camii’nin evrensel ibadet yerleri olmasının sağlanmasını istemiş. Sahi, “Evrensel İbadet Yeri” diye bir şey duydunuz mu siz?
Başbakan Zapatero’ya göre geçmiş tarihte katedralken cami olan İstanbul’daki Ayasofya Camii ve cami iken katedral olan Cordoba Katedrali “evrensel ibadet yerleri” ilan edilmeliymiş, çünkü bu Medeniyetler İttifakı projesinin çimentosunun sağlamlaştırılmasına yardımcı olacakmış.
Yine İspanya Başbakanının demecini Türk gazetelerine yansıdığı kadarı ile okumayı sürdürelim. Bakalım sayın İspanya Başbakanı hangi incilerle literatüre katkıda bulunmuş. Bu iki yapıda “Hıristiyanlar, Müslümanlar, diğer dinlerin inananları aynı Allâh için birlikte dua edebilir ve ruhsal düğümleri aza indirebilir’’miş. Bu habere “dinlerarası diyalog” çağrısında bulunanlar hiç şüphesiz ki sevinir. Hatta İspanya Başbakanından bile daha fazla sahip çıkabilirler bu fikre.
En hazini ise Türkiye Başbakanının “Medeniyetlerarası İttifak”ın eşbaşkanı olması belki de. Ancak o farklı bir yazının konusu. “Evrensel İbadet Yeri” kavramının ne menem bir şey olacağı fikri zihnimi öylesine işgal ediyor ki, şu an için başka hiçbir şeyi gündemime getiremiyorum. “Evrensel İbadet Yeri” kavramı, bana modern zamanlarda ortaya çıkan ve bütün dinleri birleştirdiğini iddia eden sapkın hareketleri hatırlatıyor işin açıkçası. Bu da midemi bulandırmaya yetiyor.
Bir de işin tarihi çarpıtan yönü var ki o da hiç unutulmamalı.
Zira, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethi ile Haçlıların Endülüs’ü yıkmasını bir kefeye koyan böylesi bir gelişmeyi alkışlarla karşılayacağımızı da kimse düşünmesin. (Şimdi konuyla alakası olmasa da anlamı bir el çırpma hareketine indirgenen alkış kelimesinin eski metinlerde dua anlamına geldiğini de bu noktada hatırlatmak isterim.) Şurası hiç unutulmamalı Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u fethedince, tıpkı Tarık Bin Ziyad’ın Endülüs’ü kurmak için gemilerini yakarak başlattığı harekette olduğu gibi ne engizisyon mahkemesi kurdu ne de fethettiği şehrin ahalisine Haçlıların İspanya’da yaptığı soykırım benzeri bir harekette bulundu. Lütfi Şeyban’ın İz Yayıncılıktan çıkan Reconquısta adlı kitabını şöyle bir karıştırmış olmak bile meselenin bildiğimiz gibi olmadığını göstermeye yeter.
Şimdi gelin bir “komplo” teorisi de biz üretelim. Sakın Ayasofya’nın “Evrensel İbadet Yeri” ilan edilmesinin istenmesinin arka planında bu ibadethanenin kilise yapılması için gerekli altyapıyı sağlayacak bir ara formül yatıyor olmasın? Bir Afrikalıya “Misyonerler gelmeden toprağımız vardı. Misyonerler gelince İncil’ler bizde bizim topraklarımız onlarda kaldı.” dedirtecek tecrübeyi yaşatan zihniyetin “Evrensel ibaret yeri” kavramından anladığı ne olabilir ki?